Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam
geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en
sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir,
kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.
Kur'an-ı Kerim'de Zikir
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En
bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve
gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler
ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin
insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern
çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi
açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi
zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak
zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir
başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı
kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı
zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder:
"Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta,
sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir:
“...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût,
45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.
Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten
pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini
anlamamızda birer ışık kaynağıdır.
1. En Hayırlı Amel
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin
en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok
yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten
daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine
Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin
cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.
2. Allah ile Beraberlik
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni
zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim.
Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni
cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O
bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir
kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek
gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın
zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın
ne denli büyük olduğunu göstermektedir.
3. Zikir Meclisleri
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir
önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk
oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar,
üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle
zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak
nitelendirilmiştir.
4. Gafiller Arasında Zikreden
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller
arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.”
Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen,
gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir
fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.
5. Kalbin Cilâsı
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu
hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir
eylem olduğunu ifade eder.
6. Diri ile Ölü Misali
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât;
Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise
ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.
Hisse ve Hikayeler
Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b.
Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu.
Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir."
buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin
dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.
Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni
ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl
biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman
anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152)
ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.
Cennet Ehlinin Pişmanlığı
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken
Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına
pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı
zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli
dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.
Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel
hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz
ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah
(s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya
Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur
melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî).
Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir
karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip
olduğunu gösterir.
--------------------
Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran
gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu
liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden
arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler
değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini
tefekkür etmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de Zikir
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü
pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin
kaynağıdır:
"Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:
"Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:
"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)
Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:
"Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.),
ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle
buyurmuştur:
"Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini,
derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha
kazançlısını haber vereyim mi?"
Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,
Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)
Hisseli Kıssalar:
Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu
1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak
bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu.
Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti
arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu
çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:
"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım.
Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu
zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer
o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların
diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."
Hisse:
Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi
yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir
zikirdir.
2. Dervişin Ekmek Torbası
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış.
Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir
düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek
mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç
oynatmayanlardan daha zenginim ben."
Hisse:
Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu
en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar.
Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.
Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.
--------------
Zikretmenin Fazileti
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu
kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı
anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca
vurgulanmıştır.
Kur’ân’da Zikir
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)
Bir başka ayette ise:
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda,
makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi
arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.
Hadislerde Zikir
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini,
altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi?
Allah’ı zikretmektir.”
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller
arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.
Rivayetlerle Zikir
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için
kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.
Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki
sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın
vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan,
günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini
kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında
olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura
ulaştırır.
Sonuç
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O,
kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve
O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha
ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul
olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi
ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa,
diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi
yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek
ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında
boğulmaktan kurtarır.
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri,
hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu
açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile
dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru
hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.
Raşit Tunca
Schrems,10.07.2026
DeepSeek Gemini Chat GPT
10 Temmuz 2026 Cuma
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Allah’ı Zikretmek ile İlgili Hadisler ve Dualar
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Arapçası:
لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰه
Okunuşu: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh
Anlamı: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" zikrini çok ediniz. Zîrâ, o, cennetin hazînesidir."
(Kaynak: Buhârî, Deavât, 50)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Ben bir söz biliyorum ki kul onu kendisine ölüm gelince söylerse ruhu cesedinden çıkarken ruhuna bir başka ferahlık geldiğini görür. Ve o söz kıyamette onun için nur, aydınlık olur. O söz: 'Lâ ilâhe illallâh' sözüdür."
(Kaynak: İbn Hanbel, I, 37; Râmûzü’l-ehâdis)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- 'İmânınızı dâima yenileyiniz' buyurdu da: '– Yâ Rasûlallah imânımızı nasıl yenileyeceğiz?' diye suâl olundu. Cevaben: 'Lâ ilâhe illallâh' zikr-i şerifini çok yapınız, buyurdu."
(Kaynak: İbn Hanbel, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "– Bir kul ihlâs ile 'Lâ ilâhe illallâh' derse, bu hiç bir hicaba takılmadan yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bunu söyleyene nazar eder. Allah bu tevhîd getirene nazar etdi mi onu rahmetine dâhil etmesi Allah’ın hakkıdır."
(Kaynak: Tirmizî, Deavât, 86)
Arapçası:
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ كَلِمَا تِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ خلقهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ زِنَةَ عَرْشِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِلْاَ سَمٰوَاتِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ وَاللهُ اَكْبَرُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ وَالْحَمْدُ لِلهِ مِثْلَ ذَلِكَ مَعَهُ
Veya
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ كَلِمَا تِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ خلقهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ زِنَةَ عَرْشِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِلْاَ سَمٰوَاتِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ
وَاللهُ اَكْبَرُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ
وَالْحَمْدُ لِلهِ مِثْلَ ذَلِكَ مَعَهُ
(Allah’ın kelimeleri adedince, yarattıkları adedince, Arş ağırlığınca, semâlar dolusu ve bunların mislince Lâ ilâhe illallâh, Allahu ekber, elhamdülillah)
Okunuşu: "Allah’ın kelimeleri adedince Lâ ilâhe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilâhe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilâhe illallah. Semâlar dolusu lâ ilâhe illallah. Bunlarla berâber bunların mislince lâ ilâhe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Allahu ekber. Bunlarla beraber bunların mislince elhamdülillah".
Anlamı: "Yâ Muâz, günde kaç defa Allah’ı zikrediyorsun? On bin defa “Lâ ilâhe illallah” diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de: ... Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, I, 442/1910)
Arapçası:
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
Okunuşu: Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallahi'l-azîm
Anlamı: "Ne ben, ne de benden evvelki nebiler: bu tesbîhinden daha efdal bir kelime ile tesbîh etmemişlerdir."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 2015)
Arapçası:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ
Okunuşu: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh
Anlamı: "Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taatle kuvvet bulmak ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır" kelime-i tayyibesi doksan dokuz illete devâ olur. Bu illetlerin en hafifi hüzün ve kederdir.
(Kaynak: Hâkim, I, 727)
Arapçası:
لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ، لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâhu'l-halîmü'l-kerîm. Lâ ilâhe illallâhu'l-aliyyü'l-azîm. Lâ ilâhe illallâhu rabbü's-semâvâti's-seb'i ve rabbü'l-arşi'l-azîm
Anlamı: Bu zikre devam edilirse biiznillâhi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürûra tebdil olunur.
Arapçası:
الْحَمْدُ لِلَّهِ
Okunuşu: Elhamdülillah
Anlamı: "Kelime-i Tevhîd, yani 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i azîmesi asl-ı îmânı tevlîd etdiği için zikirlerin efdali 'Elhamdülillah' diyerek Cenâb-ı Hakk’a hamdetmek de, O’nun sonsuz ni’metlerini artırmaya medar olduğu için duâların efdalidir."
(Kaynak: Tirmizî, Duâ, 9/3383)
Arapçası:
لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Son sözü 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16)
(Esmaü'l-Hüsna kısmı buradan çıkarılmıştır, sizin tarafınızdan eklenecektir.)
Arapçası:
حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Okunuşu: Hasbiyallâhu ve ni'mel-vekîl
Anlamı: "Allah bana yeter. O ne güzel vekildir." Zikri bütün korkan kimselerin emniyetli sığınağıdır.
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 3715)
Arapçası:
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ
Okunuşu: Sübhânallâhi ve bihamdih
Anlamı: "Muhakkak her şeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise Allah’ı zikretmektir. Azâbdan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz. Velev ki kılıncın kırılıncaya kadar Allah yolunda muharebe edesin."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1848)
Arapçası:
أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Okunuşu: E lâ bi zikrillâhi tatmein-nül-kulûb
Anlamı: "Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4330)
(Bu âyet meâli olup, hadis metninde sıkça zikredilir.)
Anlamı: "Zikir sadakadan hayırlıdır."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4350)
Anlamı: "Şeytan Âdemoğlunun kalbine nüfuz için istilâ eder. Fakat kul kalbiyle Cenâb-ı Hakk’ı zikredince ümidsiz olarak geri çekilir. Kul Allah’ı unutur unutmaz hemen kalbini istilâ ederek vesvese vermeğe başlar."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4972)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: Ey Âdemoğlu! Sen beni zikrettiğin müddetçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttuğun müddetçe hakkımı unutmuş, nankörlük etmiş olursun."
(Kaynak: Heysemî, X, 82)
Anlamı: "Hiç bir cemâat zikrullah için cem’ olup dağılmadı ki, zikirleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk tarafından af ve mağfiret ile tebşîr olunmasınlar, kendilerine: 'Zikrinizden dolayı mağfiret olunmuş olarak kalkınız' denilmesin."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 7777)
Anlamı: "Allah’ı çok zikreden kimse nifaktan beri olur."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 414)
Yâni kesret-i muhabbetinden dolayı Allah’ı çok zikreden ve kalbi zikrullah’tan hiç gafil olmayan kimse münâfıklıkdan uzak olur.
Anlamı: "Allah’ı çok zikreden kimseyi Allah Teâlâ sever."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 8510)
Anlamı: "Zikir, farz olmayan oruçtan efdaldir."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1859)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: 'Bir kul, beni zikredeceğinden dolayı kendi ihtiyacını istemeye fırsat bulamazsa ben ona ihtiyâcını istemeden evvel in’âm ve ihsan ederim.'"
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1873)
Anlamı: "Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i celîlesini, sonsuz ni’metlerini ve ahvâl-i âhireti tefekkür gibi ibâdet olamaz. Kalblerinizi de murakabeye alıştırınız."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 5709, 44135)
Anlamı: "Cenâb-ı Hakk’ın velîleri o kimselerdir ki görüldükte Allah hatıra gelir."
(Kaynak: Heysemî, X, 78)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti Allah’ı zikretmeyi sevmektir. Allah’ı sevmemenin alâmeti Allah -azze ve celle- Hazretleri’nin zikrini sevmemektir."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 367)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, Allah da sizi sevsin."
(Kaynak: Taberânî, VIII, 90)
Yani, Cenâb-ı Hakk’ın dünyâda ihsan etdiği sıhhat, a’zâ ve cevârıh, rızık ve maîşet gibi sayılıp bitirilmesi mümkün olmayan sonsuz ni’metleri ile, mevt, kabir, haşr, hisâb, sırat hengâmelerinde mü’minler için va’d eylediği rahmetlerini, bunlardan gafil bulunan kullarına hatırlatarak ve öğüd vererek muhabbetlerini uyandırmaya sa’y ve gayret ediniz.
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ın senin vesilenle bir kimseyi hidâyete ulaştırması, senin için üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır."
(Kaynak: Hâkim, III, 690)
Yani ondan hâsıl olacak ecir o kadar büyüktür.
Anlamı: "Tezkiye-i nüfûs ve tasfiye-i kulûb için insanlara, ümmetime tebliğ için sünnetimi beyân eden kırk hadîs-i şerif hıfz edip mahallinde sarfeden kimseyi kıyamet gününde şefaatime dâhil ederim."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sagir, no: 8637)
Anlamı: "Beyt-i Mükerremi elli defa tavaf eden kimse günahlarından çıkar, temizlenir, anasından doğduğu gün gibi olur."
(Kaynak: Tirmizî, Hac, 41/866)
Anlamı: "Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ı zikreder de, haşyetullah’tan dolayı göz yaşları yere dökülünceye kadar ağlarsa Allah Teâlâ ona kıyamet gününde azâb etmez."
(Kaynak: Hâkim, IV, 289)
Anlamı: "Bir kimse kesret-i muhabbetinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a kavuşmayı isterse Cenâb-ı Allah da ona kavuşmayı sever."
(Kaynak: Buhârî, Rikâk, 41)
Bu muhabbet ekseri mü’minlerde mevte yakın bir zamanda zuhur eder.
Anlamı: "Kul, ubûdivyet vazifelerini ifâda ihmalkâr davranırsa; yani her ibâdetini kâfi miktar yapmayıp azaltırsa ve kusur ederse Cenâb-ı Allah onu gam ve kedere mübtelâ eder."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 6788)
Anlamı: "Bir kimse bütün arzusu dünyâ olarak sabahlar ve bu arzu üzere uyanırsa Cenâb-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selb eder."
Anlamı: "Dünyâ sevdâsıyle kalblerinizi meşgul etmeyiniz. Böylece kalblerinizi Cenâb-ı Hakk’ın zikrinden ve muhabbetinden muattal hâle getirmeyiniz."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, VII, 361)
Anlamı: "Tahkikan sabah namazıyla güneş doğma vakti arasındaki rızıkların taksim zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına manî’ olur."
(Kaynak: Ahmed, I, 73)
Anlamı: "Cum’a günü ibâdet ve ezkâr ile mü’minlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, III, 394)
Anlamı: "Ölüm alâmetleri zuhur eden hastalarınız üzerine Yâsin-i Şerîfi kıraat ediniz."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19-20)
Anlamı: "Üzerinde ölüm alâmetleri zahir olan hastalarınızın yanlarında kelime-i tevhidi tekrar ile kendilerine telkîn ediniz."
(Kaynak: Müslim, Cenâiz, 1)
Yalnızca telkîn edilir, söylemeleri için zorlanmaz.
Anlamı: "Son sözü 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16)
Anlamı: "Lisânıyle Allah Teâlâ’yı zikrederken kalbiyle Allah’a isyan eden kimseye yazıklar olsun."
Anlamı: "Lisâniyle Cenâb-ı Allah’ı çok zikredip de ameliyle Allah’a âsî olan kimseye yazıklar olsun."
(Kaynak: Ali el-Müttakî, no: 43738)
Anlamı: "Kim bir şeyi severse onu çok zikreder."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 388)
Yani, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir etmeyen kimse onu sevdiği iddiasında kâzibdir; yalancıdır.
Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları
Zikirle İlgili Hadislerden
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
- “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikrini çok söyleyin. Çünkü o, cennet hazinelerindendir.
1. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH
Arapça:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Anlamı:
Günahlardan korunmak ve ibadet etmeye güç yetirmek ancak Allah’ın yardımıyladır.
Hadis:
Bu zikrin “cennet hazinelerinden bir hazine” olduğu bildirilmiştir.
2. LÂ İLÂHE İLLALLAH
Arapça:
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ
Anlamı:
Allah’tan başka ilah yoktur.
Hadislerden:
- Bu zikir imanı yeniler.
- İhlâs ile söylendiğinde Allah katına yükselir ve söyleyen kişi rahmete kavuşur.
3. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH (TESBİH OLARAK)
Arapça:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Fazileti:
- Pek çok sıkıntıya şifa olduğu bildirilmiştir.
4. GÜNLÜK OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN ZİKİRLER
1. İstiğfar
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ
Anlamı: Allah’tan bağışlanma dilerim.
2. Tevhid zikri
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Hadis:
Günde 100 defa söyleyen büyük sevap kazanır.
3. Tesbih
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
Hadis:
Dile hafif, mizanda ağırdır.
4. Dua
اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ
Anlamı:
“Allah’ım! Seni zikretmek, şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım et.”
5. Büyük zikir
سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Hadis:
Bu zikir çok büyük sevap kazandırır.
Zikir Nedir?
Zikir; Allah’ı anmak, hatırlamak ve O’nu dil ve kalp ile yad etmektir. Kur’an’da birçok yerde zikrin kalplere huzur verdiği bildirilmiştir.
SOFRA DUASI (YEMEKTEN SONRA)
Arapça:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنِي هَذَا وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلَا قُوَّةٍ
Anlamı:
“Bana bu yemeği yediren ve bunu bana kendi güç ve kuvvetim olmadan rızık olarak veren Allah’a hamd olsun.”
Fazileti:
Bu duayı okuyan kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir.
YATARKEN OKUNACAK ZİKİRLER
1. Ayet-el Kürsî
Arapça:
اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ...
(Bakara 255 – tamamı okunur)
Fazileti:
Gece boyunca kişiyi korur, şeytan yaklaşamaz.
2. İhlâs, Felak ve Nâs Sureleri
Arapça:
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
Fazileti:
3 defa okunup vücuda üflenirse her türlü kötülükten korunmaya vesile olur.
3. Tesbih (33-33-34)
Arapça:
سُبْحَانَ اللَّهِ (33)
الْحَمْدُ لِلَّهِ (33)
اللَّهُ أَكْبَرُ (34)
Fazileti:
Yorgunluğu giderir, kuvvet verir.
SABAH VE AKŞAM ZİKİRLERİ
1. Koruyucu dua
Arapça:
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Fazileti:
Günde 3 defa okuyan kişiye zarar gelmez.
2. Tevekkül duası
Arapça:
حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Fazileti:
7 defa okuyan kişinin sıkıntıları giderilir.
3. Salavat
Arapça:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
Fazileti:
Peygamber Efendimize salât u selam getirmek büyük sevaptır.
ZİKİRLE İLGİLİ ÖNEMLİ HATIRLATMALAR
- Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır
- Devamlılık en önemli noktadır
- Az da olsa sürekli yapmak daha faziletlidir
- İhlâs (samimiyet) esastır
SON SÖZ
Zikir; kulun Rabbine en kolay ve en güçlü bağlarından biridir.
Dil ile başlar, kalbe iner ve hayatı değiştirir.
✅ SONUÇ
Bu zikirlere devam etmek:
- Kalbi huzura kavuşturur
- Günahların affına vesile olur
- İmanı güçlendirir
- Allah’a yakınlığı artırır
Hizbül Hısn ve İstikamet Duası Li Raşidiye
Hizbül Hısn ve İstikamet Duası Li Raşidiye
Raşidi Tarikatındakiler için Zikirler
isaviye Duası
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecerati fe alime
mâ fî kulûbihim fe enzele sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîben.
Ve meğânime kesîraten ye’huzûnehâ ve kânallâhu azîzen hakîmâ.
Allâhümmerzuknel kıyâme bi hakkıt tâati biserrittâvfi vel nazari ilâ enfüsinâ bi aynit taksîri fenestakîme kemâ emerte.
Allâhümme innel istikâmete kemâlun ve men lâ yestakîm dâa sa’yuhû. Felâ tudayyianâ inneke alâ külli şey’in kadîr.
Allâhümme inneke teftahu lizzâkirîne bâben azîmen min ebvâbil ma’rifeh.
Feallimnâ mâ lâ na’lemuhû inneke ente allâmul ğuyûb. Ve kad kulte ve
kavlükel hakkü fezkurûnî ezkürküm.
Allâhümmecalnâ minellezîne nevverte kulûbehum ve vücûhehum fîd dünyâ vel
âhıra inneke alâ külli şey’in kadîr. Sîmâhüm fî vücûhihim min eseris
sücûd. Radiyallâhu anhüm ve radû anh. Kul bi fadlillâhi ve birahmetihî
febizâlike felyefrehû hüve hayrun mimmâ yecme’ûn.
Allâhümme innezzikre yeksû sâhibehû mehâbeten ve halâveten ve nedâreten
ve tezkâran. Ve hüve sebebü nazarî ilâ vechikel kerîm. Vücûhun yevmeizin
nâdıratun ilâ rabbihâ nâzıratun.
Allâhümmecalnâ minel mahbûbînelezîne şerahte sudûrahum ve evda’tehüm
hikmeteke. Bi mahabbeti rûhil islâm ve kutbi ruhaddîn. Ve medârin necâti
ves se'âdeh. Ve es'ıdnâ bi mahabbetin minke ve kabûlin inneke alâ külli
şey'in kadîr. Seelnâke bimâ deâke bihil hıdrü aleyhis selâmü fî
tavâfih.
Allâhümme yâ men lâ yübrimuhû ilhâhurrâhimîn. Allâhümme inneke ta’lemü
sirranâ ve alâniyetena fakbel ma'ziretenâ. Ve ta'lemu hâcetenâ fea'tınâ
su'lenâ. Ve ta'lemu mâ fî enfüsinâ fağfir lenâ zunûbenâ.
Allâhümme innâ nes'elüke îmânen yubâşiru kulûbenâ. Ve yakînen sâdıkan
hattâ na'leme ennehû len yusîbenâ illâ mâ ketebellâhu lenâ ver ridâ bimâ
kasemte lenâ.
Allâhümme inneke kulte lâ ilâhe illallâhu hısnî. Femen dehale hısnî
emine min azâbik. Ve men dehalel hısne emine mineş şeytân ve leyse lehû
aleyhi sebîlâ. Feinâ dehalnâ hısneke lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ
şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultân.
Allâhümme innen nutku bişşehâdeteyni yuzîlül hemme vel ğamme vel küfre
ve ğammişşirkî ve şekâveten nifâkı veş şikâkı fîd dünyâ vel âhıra.
Elhamdülillâhil lezî ezhebe annel huzne inne rabbenâ leğafûrun şekûr.
Allâhümme innâ nestağfiruke min külli zenbin tubnâ ileyke minhü sümme
udnâ fîh. Ve nestağfiruke mimmâ va'adnâke bihî min enfüsinâ sümme lem
nûfi leke bih. Ve nestağfiruke min külli amelin eradnâ bihî vecheke fe
hâlatehû ğayruk. Ve nestağfiruke min külli ni'metin en'amte bihâ aleynâ
festea'nnâ bihâ alâ ma'sıyetik. Ve nestağfiruke yâ allâmel ğuyûb min
külli zenbin eteynâhü fî dıyâin nehâri ve zılâmil leyli fî halâin ve
melein ve sirrin ve alâniyeh. Fağfir lenâ fe innehu lâ yağfiruz zunûbe
illâ ente.
Elhamdülillâhil lezî tevâda'a küllü şey'in li azametih. Velhamdülillâhil
lezî zelle küllü şey'in li kudretih. Velhamdülillâhil lezî hada'a küllü
şey'in li mülkihî vestesleme küllü şey'in li kudretih.
Allâhümmecalnâ minel ulemâil ârifîn. Vel meşâyihıl mühakkıkîn. Ellezîne yücâhidûne fîd dünyâ ve yezhedûne fîhâ alâ husni hâl.
Allâhümme inneke tuhricül mu'minîne min zulmit tedbîri ilâ işrâkı nûrit
tefvîd. Ve takzifu bi hakkı tesbîtike alâ fâdili bâtilin ıdtırâbihî fe
yülzelzilu erkânehû ve yehdimu bünyâneh. Ve kad kulte bel nakzifu bil
hakkı alel bâtıli feyedmeğuhû feizâ hüve zâhık.
Allâhümme inne nûrel îmâni kad isteğraka fî kulûbil mu'minîn. Ve ahmedet
envâruhû nüfûsehum ve şeraha dıyâühû sudûrahum ve mele'e nûruhû
kulûbehum feebâ lehümül îmânül müstağrik fî kulûbihim en yesküne meahû
ğayruh. İnnellezînettekav messehüm tâifun mineş şeytâni tezekkerû fe izâ
hüm mübsırûn. Ve kad yedüllü zâlike alâ enne asle emrihim alâ vucûbis
selâmeh. Fecalnâ mimmen selime ve necâ. Ve neccinâ minel hemmi inneke
alâ külli şey'in kadîr.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin
ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ
salleyte ve bârekte alâ seyyidinâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. (üç defa)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasûliken nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. (üç defa)
Sübhânallâhi ve bi hamdih. (300 defa)
Lâ ilâhe illallâh. (300 defa)
(Sonra hatim yapılır)
Allâhümmerda an ashabi rasûlillâhi ebî bekrin ve umere ve osmâne ve alî.
Ve an bakıyyeti ashabihî ecme'în. Ve anit tâbiîne lehüm ve men tebiehüm
bi ihsânin ilâ yevmid dîn.
Allâhümmerhamnâ verham meşâyihanâ ve vâlideynâ. Ve men allemenâ ve men
lehû fadlun aleynâ ve men ahsene ileynâ ve esenâ ileyhi ve men sebekanâ
bil îmân. Vağfir lenâ mağfiraten azmâ ve lâ tec'al fî kulûbinâ ğıllen
lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîmun cevâdun kerîm.
Allâhümmecalnâ mimmen arefel hakka el kâimîne bil kıst. İnnallâhe ve
melâiketehû yusallûne alen nebîy. Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve
sellimû teslîmâ. Sallallâhu aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve selleme
teslîmâ. (üç defa)
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn. Ve selâmün alel mürselîn. Vel hamdülillâhi rabbil âlemîn.
OKUMA SÜRESi: Seri Okuyan birisi için Takriben 17 Dakika
OKUMA USULÜ :
Günlük Virdimizi okuyup bitirdikten sonra, daha zamanımız varsa, Hizbül
Hısn ve İstikamet Duası Virdi, En Az Günde Bir Defa, veya En Fazla
Günde iki Defa, Sabah ve ikindi'den sonra veya vaktin müsait olduğu
vakitte okunup zikredilir.
KAYNAK:
"Tarikatu'l-İsâviyye's-Sebâiyye'nin Evrâd ve Ahzâb'ına Dair Er-Rabbaniyye Nefehât (Rabbanî Nefesler) Kitabı"ndan nakledilmiştir.
Yazarı: Libya ve İslam dünyasında Tarikatu'l-İsâviyye's-Sebâiyye
Şeyhliği Makamı Şeyhi ve Kâmil Şeyh, Efendimiz Muhammed bin İsa bin Amir
es-Sebâî'nin (Allah ondan razı olsun) halifesi olan Şeyh Muhtar Amir
Beşir Mahmud Muhammed es-Sebâî'ye aittir.
-----------------------
"Hizbu'l-Hısn ve İstikamet" Duasının Türkçe Tercümesi
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
"Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, müminlerden
razı olmuştur. Gönüllerindekini bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve
onları pek yakında gerçekleşecek bir fetihle ödüllendirmiştir. Yine
onları, ele geçirecekleri nice ganimetlerle mükafatlandırmıştır. Allah,
mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Fetih Suresi, 18-19)
Allah'ım! Tevfik sırrıyla, itaatin hakkını yerine getirmeyi bize nasip
et. Kendimize, hep kusurlu gözüyle bakmayı nasip et ki, emrettiğin gibi
istikamet üzere olalım.
Allah'ım! İstikamet bir kemaldir ve istikamet üzere olmayan kişinin
çabası boşa gider. Bizi çabası boşa gidenlerden eyleme. Şüphesiz sen her
şeye gücü yetensin.
Allah'ım! Sen, zikredenlere marifet kapılarından büyük bir kapı açarsın.
Bize bilmediklerimizi öğret. Şüphesiz ki sen gaybları çok iyi bilensin.
Sen, "Beni anın ki, ben de sizi anayım" dedin ve senin sözün haktır.
Allah'ım! Bizi, dünyada ve ahirette kalplerini ve yüzlerini
nurlandırdığın kimselerden eyle. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.
"Onların nişaneleri, yüzlerindeki secde izidir." "Allah onlardan razı
olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır." "De ki: Allah’ın lütfu
ve rahmetiyle, işte ancak bununla sevinsinler. Bu, onların toplayıp
yığmakta olduklarından daha hayırlıdır." (Yunus Suresi, 58)
Allah'ım! Zikir, sahibine heybet, tatlılık, tazelik ve anma elbisesi
giydirir. O, senin Kerim olan yüzüne bakmamızın sebebidir. "O gün
birtakım yüzler pırıl pırıl parlayacak, Rabbine bakacaklardır." (Kıyame Suresi, 22-23)
Allah'ım! Bizi, kalplerini açtığın ve hikmetini emanet ettiğin
sevgililerinden eyle. İslam'ın ruhunun, dinin dönüm noktasının, kurtuluş
ve saadetin kaynağının sevgisiyle bize kendi katından bir sevgi ve
kabul ihsan ederek bizi mutlu kıl. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.
Hızır aleyhisselâm'ın tavaf ederken sana dua ettiği gibi sana dua ettik.
Allah'ım! Ey aciz kulların yalvarmasından usanmayan! Allah'ım! Sen bizim
gizlimizi ve açığımızı bilirsin, mazeretimizi kabul et. İhtiyacımızı
bilirsin, dileğimizi bize ver. Nefsimizdekileri bilirsin, günahlarımızı
bağışla.
Allah'ım! Senden, kalplerimize yerleşen bir iman ve bize ancak Allah'ın
yazdığı şeyin isabet edeceğini bilinceye kadar sâdık bir yakîn
istiyoruz. Ve taksim ettiğin şeye razı olmayı istiyoruz.
Allah'ım! Sen, "Lâ ilâhe illallah benim kalemdir" dedin. Kim senin
kalene girerse azabından emin olur. Kim bu kaleye girerse şeytandan emin
olur ve şeytanın ona karşı bir yolu olmaz. Biz de senin kalene girdik:
"Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve
hüve alâ külli şey'in kadîr." "Şüphesiz, benim kullarım üzerinde senin
hiçbir gücün yoktur." (Hicr Suresi, 42)
Allah'ım! İki şahadet kelimesini söylemek, dünya ve ahirette gamı,
kederi, küfrü, şirkin gamını, nifak ve ayrılığın bedbahtlığını giderir.
"Bütün hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz
çok bağışlayıcıdır, çok şükredicidir." (Fâtır Suresi, 34)
Allah'ım! Senden, tevbe edip tekrar işlediğimiz her günahtan bağışlanma
diliyoruz. Senden, nefsimizle sana söz verdiğimiz, sonra yerine
getiremediğimiz şeylerden bağışlanma diliyoruz. Senden, senin rızanı
dilediğimiz, ancak başkasının da karıştığı her amelden bağışlanma
diliyoruz. Senden, bize verdiğin her nimetten, onu sana isyan etmek için
kullandığımızdan dolayı bağışlanma diliyoruz. Ey gaybları çok iyi
bilen! Senden, gündüzün aydınlığında, gecenin karanlığında, tenhada ve
toplulukta, gizlide ve açıkta işlediğimiz her günahtan bağışlanma
diliyoruz. Bizi bağışla, çünkü günahları senden başka bağışlayacak
yoktur.
Bütün hamd, azametine karşı her şeyin boyun eğdiği Allah’a mahsustur.
Bütün hamd, kudretine karşı her şeyin zayıfladığı Allah’a mahsustur.
Bütün hamd, mülküne karşı her şeyin eğildiği ve kudretine karşı her
şeyin teslim olduğu Allah’a mahsustur.
Allah'ım! Bizi, dünyada cihad eden, ancak güzel bir hal üzere dünyadan
yüz çeviren arif âlimlerden ve tahkik ehli meşayıhtan eyle.
Allah'ım! Şüphesiz sen, müminleri tedbirin karanlıklarından, tevekkülün
nurlu aydınlığına çıkarırsın. Ve sarsıntılı bir batılın üzerine, onu
perişan eden hakkın isbatıyla vurursun ki, onun temellerini sarsıp
yapısını yıksın. Sen, "Bilakis biz hakkı batılın üzerine atarız da
beynini parçalar, bir de bakarsın ki o, yok olmuştur" (Enbiya Suresi, 18) dedin.
Allah'ım! İman nuru müminlerin kalplerinde dolup taşmıştır. O nur,
nefislerinin isteklerini söndürmüş, aydınlığı göğüslerini açmış ve nuru
kalplerini doldurmuştur. Kalplerindeki bu taşkın iman, kendisinden başka
bir şeyin onda barınmasına izin vermez. "Takvâya erenlere şeytandan bir
vesvese dokunduğu zaman hemen düşünüp anlarlar. Bir de bakarsın ki
onlar doğru yolu görürler." (A'raf Suresi, 201) Bu, onların asıl
hallerinin, kurtuluşun gerekliliği üzere olduğuna işaret eder. Bizi de
kurtulan ve felaha erenlerden eyle. Bizi kederden kurtar, şüphesiz sen
her şeye gücü yetensin.
Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in aline salât
eyle. Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in aline, Efendimiz
İbrahim'e salât ve bereket verdiğin gibi bereket ver. Şüphesiz sen
övgüye layıksın, şanı yücesin. (Üç defa)
Allah'ım! Kulun, peygamberin ve rasulün olan o ümmî Nebî Efendimiz Muhammed'e, aline ve ashabına salât ve selâm eyle. (Üç defa)
Sübhânallâhi ve bihamdih. (300 defa)
Lâ ilâhe illallâh. (300 defa)
(Sonra hatim yapılır)
Allah'ım! Resulullah’ın ashabından; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’den
razı ol. Ve diğer tüm ashabından razı ol. Onlara iyilikle tabi
olanlardan ve kıyamet gününe kadar onlara uyanlardan da razı ol.
Allah'ım! Bize, meşayıhımıza, anne babamıza, bize ilim öğretenlere, bize
iyilik yapanlara, bizim kendilerine kötülük ettiğimiz kişilere ve
bizden önce iman etmiş olanlara merhamet et. Bize sağlam bir mağfiretle
bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz,
şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin, çok cömertsin, çok
keremlisin.
Allah'ım! Bizi, hakkı bilenlerden ve adaleti ayakta tutanlardan eyle.
"Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygamber'e salât ederler. Ey iman
edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin."
(Ahzab Suresi, 56) Allah, ona, onun al ve ashabına tam bir salât ve
selâm eylesin. (Üç defa)
"Senin Rabbin, izzetin Rabbi, onların yakıştırdığı vasıflardan
münezzehtir. Selâm olsun peygamberlere. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a
hamd olsun." (Saffat Suresi, 180-182)
---------------------
"Hizbu'l-Hısn ve İstikamet" Duasının Arapçası
بسم الله الرحمن الرحيم
لقد رضي الله عن المؤمنين إذ يبايعونك تحت الشجرة فعلم ما في قلو بهم فأنزل السكينة عليهم وأثابهم فتحا قريبا ومغانم كثيرة يأخذونها وكان الله عزيزا حكيما
اللهم ارزقنا القيام بحق الطاعة بسر التوفيق والنظر إلى أنفسنا بعين التقصير فنستقيم كما أمرت
اللهم إن اﻻستقامة كمال ومن ﻻ يستقيم ضاع سعيه * فلا تضيعنا إنك على كل شيء قدير
اللهم إنك تفتح للذاكرين بابا عظيمآ من أبواب المعرفة * فعلمنا ما ﻻ نعلمه إنك أنت علام الغيوب وقد قلت وقولك الحق فاذكروني أذكركم
اللهم اجعلنا من الذين نورت قلوبهم ووجوههم في الدنيا و الآخرة إنك على كل شيء قدير * سيماهم في وجوههم من أثر السجود * رضي الله عنهم ورضوا عنه * قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليفرحوا هو خير مما يجمعون
اللهم إن الذكر يكسو صاحبه مهابة وحلاوة ونضارة وتذكارا * وهو سبب أنظر إلى وجهك الكريم * وجوه يومئذ ناضرة إلى ربها ناظرة
اللهم اجعلنا من المحبوبين الذين شرحت صدورهم وأودعتهم حكمتك * بمحبة روح الاسلام وقطب رحى الدين * ومدار النجاة والسعادة وأسعدنا بمحبة منك وقبول إنك على شئ قدير سألناك بما دعاك به الخضر عليه السلام في طوافه
اللهم يامن ﻻ يبرمة إلحاح الراحمين * اللهم إنك تعلم سرنا وعلانيتنا فاقبل معذرتنا * وتعلم حاجتنا فاعطنا سؤلنا * وتعلم ما في أنفسنا فاغفر لنا ذنوبنا
اللهم إنا نسألك إيمانا يباشر قلوبنا * ويقينآ صادقآ حتى نعلم أنه لن يصيبنا إﻻ ما كتب الله لنا والرضا بما قسمت لنا
اللهم إنك قلت ﻻ إله الله حصني * فمن دخل حصنك أمن من عذابك * ومن دخل الحصن أمن من الشيطان وليس له عليه سبيلا فإنا دخلنا حصنك ﻻ إله إﻻ الله وحده ﻻ شريك له * له الماك وله الحمد وهو على كل شيء قدير * إن عبادي ليس لك عليهم سلطان
اللهم إن النطق بالشهادتين يزيل الهم والغم والكفر وغم الشرك وشقاوة النفاق والشقاق في الدنيا والآخرة * الحمد لله الذي أذهب عن الحزن إن ربنا لغفور شكور
اللهم إنا نستغفرك من كل ذنب تبنا إليك منه ثم عدنا فيه * ونستغفرك مما وعدناك به من أنفسنا ثم لم نوف لك به * ونستغفرك من كل عمل أردنا به وجهك فخالطه غيرك ونستغفرك من كل نعمة أنعمت بها علينا فاستعنا بها على معصيتك * ونستغفرك يا علام الغيوب من كل ذنب أتيناه في ضياء النهار وظلام الليل فى خلاء وملاء وسر وعلانية فأغفر لنا فإنه ﻻ يغفر الذنوب إﻻ أنت
الحمد لله الذي تواضع كل شيء لعظمته * والحمد لله الذي ذل كل شيء لقدرته * والحمد لله الذي خضع كل شيء لملكه واستسلم كل شيء لقدرته
اللهم اجعلنا من العلماء العارفين * والمشايخ المحققين * الذين يجاهدون في الدنيا ويزهدون فيها على حسن حال
اللهم إنك تخرج المؤمنين من ظلم التدبير إلى إشراق نور التفويض وتقذف بحق تثبيتك على فاضل باطل اضطرابه فيزلزل أركانه ويهدم بنيانه * وقد قلت بل نقذف بالحق على الباطل فيدمغه فإذا هو زاهق
اللهم إن نور الإيمان قد استغرق في قلوب المؤمنين * وأخمدت أنواره نفوسهم وشرح ضياؤه صدورهم وملئ نوره قلوبهم فأبى لهم الايمان المستغرق في قلوبهم أن يسكن معه غيره * إن الذين اتقوا مسهم طائف من الشيطان تذكروا فإذا هم مبصرون * وقد يدل ذلك على أن أصل أمرهم على وجوب السلامة فاجعلنا ممن سلم ونجا * ونجنا من الهم إنك على كل شيء قدير
اللهم صلي على سيدنا محمد * وعلى آل سيدنا محمد * وبارك على سيدنا محمد * وعلى آل سيدنا محمد * كما صليت وباركت على سيدنا ابراهيم إنك حميد مجيد*(ثلاثا)
اللهم صل على سيدنا محمد عبدك ونبيك ورسولك النبي الأمي و على آله وصحبه وسلم*(ثلاثا)
سبحان الله وبحمده*(300 مرة )
ﻻإله إﻻ الله*(300 مرة).
ثم يختم
(اللهم ارض عن أصحاب رسول الله * أبي بكر وعمر و عثمان وعلى * وعن بقية أصحابه أجمعين * وعن التابعين لهم ومن تبعهم بإحسان إلى يوم الدين
اللهم ارحمنا وارحم مشايخنا ووالدينا * ومن علمنا ومن له فضل علينا ومن أحسن إلينا وأسأنا إليه ومن سبقنا بالإيمان * واغفر لنا مغفرة عزما وﻻ تجعل في قلوبنا غلا للذين آمنوا ربنا إنك رءوف رحيم جواد كريم
اللهم اجعلنا ممن عرف الحق القائمين بالقسط * إن الله وملائكته يصلون على النبي * يا أيها الذين آمنوا صلوا عليه وسلموا تسليما صلى الله عليه و على آله وصحبه وسلم تسليما*(ثلاثا).
سبحان ربك رب العزة عما يصفون وسلام على المرسلين و الحمد لله رب العالمين
15 Şubat 2026 Pazar
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında
Hazreti Muhammed’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği
arasında bulunan ve nübüvvetini alâmetlerinden biri olan BEN. Yani
Peygamberlik mührü ve nişanesi anlamına gelmektedir. Rasûl-i Ekrem’in
nübüvvetinin delili olduğu gibi, O’nun son peygamber olduğunu da ifade
etmektedir.
[D.İ.A. Nübüvvet Mührü]
Hâkim’in Vehb ibni Münebbih’den naklettiği bir rivayette; Allah (Celle
Celâluhû) hiçbir peygamber göndermemiş olsun ki, onun sağ elinde
peygamberlik BEN’i olmasın. Ancak bizim peygamberimiz bunun
istisnasıdır. O’nun peygamberlik BEN’i, kürek kemikleri arasındadır. Bu
durum Peygamberimize sorulduğunda cevaben: “Kürek kemiklerim arasındaki
bu ben benden önceki peygamberlerin beni gibidir. Şu kadar var ki benden
sonra ne bir nebi ne de rasûl gelmeyecektir.” buyurmuşlardır.
[Hâkim, El-Müstedrek, 3/461 no:4159, Darul Ma’rife, Beyrut.]
Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührünün doğuştan mı, daha sonra mı
meydana geldiği gibi soruların cevabını Ebû Kâsım Es-Süheyli ve İbni
Hacer; “Bu BEN’in doğuştan olmayıp sonradan melekler tarafından
“şakku’s-sadr” veya “şerhu’s-sadr“ ismi verilen, hazreti peygamberin
göğsünün yarılıp kalbinin çıkarılması ve temizlendikten sonra tekrar
yerine konulması ile birlikte kürek kemikleri arasına nübüvvet mührünü
vurmuşlardır.” şeklinde cevap verirler ve isbat etmek için de Ebû Zerr
el-Ğıffâri’nin rivâyetini naklederler; “Ebu Zerr, Rasûlüllâh’a
(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) “peygamber olarak görevlendirildiğinizde
bunu nasıl bilip emin oldunuz” diye sormuş, Hazreti peygamberimiz:
“Mekke vadisinde bir yerde iken kendisine iki meleğin geldiğini
aralarında geçen konuşma ile onu seçtiklerini ve akabinde sıra ile
1,10,100 ve 1000 adamla tartılıp hepsinden ağır geldiğini, sonra
kalbinin yarılarak temizlendiğini anlatmış ve nihayetinde şu ifade ile
işlemin bittiğini söylemiştir;” ‘Melek iki kürek kemiğim arasına mühür
vurdu.’
[Sühelyi er-Ravdu’l-ünüf 2.cild 168, ibni Hacer Fethul bari 6.cil 22.bab Hatimün-nübüvve.]
Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührü doğuştan olmadığı gibi vefat
edince mührün kaldırıldığına dair Beyhâki’nin naklettiği bir rivâyet
vardır. Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiklerine ölüp
ölmediği hususunda ashabı şüpheye kapılmış ve bazıları “o ölmüştür”
diğer kısmı ise “hayır ölmemiştir” derken, o sırada Esma binti Ümeys
elini Rasûlüllâh’ın kürek kemikleri arasına koydu. Mührün kaldırıldığını
fark edince “Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat etmiştir,
zira kürek kemikleri arasındaki mühür kaldırılmıştır” dedi. Bu şekilde
hazreti peygamberin vefatı bilinmiştir.
[Beyhâki Delâiünnübüvve 7.cild sayfa 219 Daru’l Kütüb’l-ilmiyye.]
Said ibni Yezid anlatıyor; “Peygamberimizin arkasında durdum, kürek
kemikleri arasındaki mührüne baktım, o, keklik yumurtası büyüklüğünde
idi.”
[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:15]
Cabir ibni Semure anlatıyor; “Ben Rasûlüllâh efendimizin kürek kemikleri
arasındaki mührünü gördüm. O güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı
bir yumru (gudde) idi.”
[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:16]
Rumeyse (Radiyallâhu Anhâ) rivâyet ediyor; “Ben Rasûlüllâh’ın o kadar
yakınında idim ki, isteseydim kürek kemikleri arasındaki mührünü
öperdim”
[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:17]
Hz. Ali'nin Çizdiği Nübüvvet Mührü Rivayeti ve Mahiyeti
İslam geleneğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sırtındaki nübüvvet
mührü, hem fiziksel bir mucize hem de manevi bir koruma ve şefaat
vesilesi olarak görülmüştür. Sahih hadis kaynaklarında mührün fiziksel
tasviri yapılırken, halk dindarlığında ve tasavvufi kültürde bu mührün
bir kağıda aktarılması ve taşınmasıyla ilgili özel bir rivayet zinciri
oluşmuştur.
1. Bahsi Geçen Rivayetin İçeriği
Sizin de belirttiğiniz anlatı, genellikle "Mühr-ü Şerif’in Faziletleri" başlığı altında şu şekilde nakledilir:
"Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ali’ye (r.a.) hitaben:
'Ya Ali! Sırtımdaki nübüvvet mührüne bak ve onun bir benzerini
(resmini/şeklini) bir kağıda çiz' buyurmuştur. Hz. Ali de emredildiği
üzere mührü bir kağıda nakşetmiştir. Peygamberimiz bunun üzerine şöyle
buyurmuştur: 'Her kim bu mühre hürmetle ve abdestli olarak bakarsa, ona
şefaatim vacip olur. Bu mührü kâfirlere (veya kadrini bilmeyenlere)
göstermeyin; zira onlar bunun kıymetini bilmezler ve hürmetsizlik
ederlerse helak olurlar.'"
2. Rivayetin Kaynakları
Bu anlatı, akademik anlamda "Sahih" kabul edilen hadis külliyatlarında
(Buhari, Müslim, Tirmizi) yer almaz. Ancak şu tür kaynaklarda ve
geleneklerde sıkça görülür:
Envarü’l-Aşıkin: Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından kaleme alınan bu
meşhur eserde, Peygamber Efendimiz’in hayatı ve özellikleri anlatılırken
bu tür menkıbevi detaylara yer verilir.
Mühr-ü Şerif Levhaları: Camilerde veya evlerde asılı olan, ortasında
mührün şekli, etrafında ise dört halifenin ve aşere-i mübeşşerenin
isimlerinin yazılı olduğu levhaların giriş kısmında bu rivayet bir ön
söz gibi sunulur.
Halk Kitapları (Kara Davud vb.): Delâilü'l-Hayrât şerhlerinde ve
halk arasında çok okunan dini hikaye kitaplarında bu olay, müminlerin
mühr-ü şerife olan bağlılığını artırmak amacıyla anlatılır.
3. "Kafirlere Göstermeyin" Uyarısının Hikmeti
Bu rivayette geçen "kafirlere göstermeyin" ifadesi, İslam hukukundaki
"hürmet ve tazim" ilkesiyle açıklanır. Kutsal sembollerin, ona inanmayan
ve alay etme potansiyeli olan kişilerin eline geçmesi, hem o sembole
saygısızlık edilmesine sebep olur hem de (rivayete göre) o kişinin
manevi sorumluluğunu artırır. Bu uyarı, mührün sadece müminler arasında
bir sır ve bereket vesilesi olarak saklanması gerektiğini vurgular.
4. Şefaatim Vacip Olur Müjdesi
İslam inancında şefaat, Allah'ın izniyle gerçekleşir. Ancak bu tür
rivayetlerde geçen "şefaatim vacip olur" ifadesi, Peygamber Efendimiz'e
duyulan derin sevginin (muhabbetin) bir karşılığıdır. Bir mümin,
Peygamberlik nişanı olan o mühre bakarak Efendimiz’i hatırlar, salavat
getirir ve onun yoluna bağlılığını tazelerse, bu manevi halin onu
şefaate layık kılacağı müjdelenmektedir.
5. Sahih Kaynaklarla Mukayese
Sahih hadislerde (Tirmizi'nin Şemail-i Şerif'i gibi) mührün kağıda
çizilen bir resim değil, bedende bulunan fiziksel bir işaret olduğu
anlatılır:
Fiziksel Durumu: Güvercin yumurtası büyüklüğünde, etli ve kabarık bir doku.
Yazı Meselesi: Bazı alimler üzerinde
Nübüvvet Mühründe Ne Yazıyor:
"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah
tevecceh haysu şi'te feinneke mansurun, Tebahce (veya Tebahbe) ya Muhammed Ente haysurun (Hayrun) " yazılıydı,
Mührü Şerif
Orta yazısı
"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah";
Üst yazısı
"Teveccehu Haysu Şi'te Feinneke Men surun”
Alta gelen yazısı
"Tebahce ya Muhammed Ente haysurun”
"Nübüvvet Mührü" (Peygamberlik Mührü) İçerdiği metin ve anlamı aşağıda detaylı olarak verilmiştir:
1. Tam Metin (Arapça Yazılışı):
اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ،
تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ، تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ
أَنْتَ حَيْسُرٌ.
veya
لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ تَوَجَّهْ حَيْثُ
شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ
2. Latince (Türkçe) Harflerle Okunuşu:
"Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh. Tevecceh
haysu şi'te fe inneke mensûr. Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."
veya
Lâ ilâhe illallâh Muhammedur Rasûlullâh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûrun. Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.
(Not: "Tebahce" genellikle "Tebahhe" (تَبَحَّ) olarak okunur. "Haysurun" ise "Haysur" (حَيْسُر) olarak geçer.)
3. Anlamı (Türkçe Meali):
"Allah birdir, O'nun ortağı yoktur. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
(Ey Muhammed!) Nereye yönelirsen yönel,(Nereye gidersen git) çünkü sen
yardım göreceksin / muzaffer olacaksın. (Ey Muhammed!) Müjdele! Sen
hayırlısın, üstünsün."
Bölümlere Göre Açıklama:
A) Kelime-i Tevhid & Şehadet (Merkez/Ana Metin):
Arapçası: اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
Okunuşu: "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh."
Anlamı: İslam'ın temel inancı olan tevhid (Allah'ın birliği) ve Hz.
Muhammed'in (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisi olduğu hakikati.
B) Üst Kısım (Teşvik ve Müjde):
Arapçası: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ
Okunuşu: "Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr."
Anlamı: Hz. Peygamber'e hitaben, "Nereye (hangi işe, hangy savaşa)
yönelirsen yönel, sen mutlaka yardım olunursun / zafere ulaşırsın"
anlamında bir güven ve moral veren ilahî bir sözdür. Bu ifade, özellikle
Hudeybiye Antlaşması veya sonraki fetihlerle ilişkilendirilir.
C) Alt Kısım (Hitap ve Övgü):
Arapçası: تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ
Okunuşu: "Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."
Anlamı: "Tebahhe", "müjdele, sevin" anlamına gelir. "Haysur" ise,
"hayırlı, üstün, iyi, güzel" gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bu
bölüm, "Ey Muhammed! Sen müjdele (veya müjdelen), çünkü sen hayırlısın,
üstünsün" şeklinde anlaşılır. Burada Hz. Peygamber'e doğrudan bir hitap
ve onun üstün makamını ifade eden bir övgü vardır.
1. Genel Metin (Giriş Kısmı)
Bu kısım mührün genel mahiyetini ve tevhid inancını özetler.
Arapçası Latinize Okunuşu Manası (Anlamı)
اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ Allahü vahdehü lâ şerîke leh Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.
مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Muhammeden abdühü ve rasûlüh Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
2. Mühr-i Şerif'in Bölümleri
Mührün görsel tasarımında yer alan hiyerarşik sıralama şu şekildedir:
Orta Yazısı (Kelime-i Tevhid)
Mührün kalbi ve merkezinde yer alan ifadedir.
Arapça: لَا إِلٰهَ إِلَّا الله مُحَمَّدٌ رَسُولُ الله
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh Muhammedur rasûlullâh.
Anlamı: Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.
Üst Yazısı (Müjde ve Yardım)
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) verilen ilahi desteği ifade eder.
Arapça: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ
Okunuşu: Tevecceh haysu şi’te feinneke mansûr(un).
Anlamı: Nereye dönersen dön (nereye gidersen git), sen mutlaka Allah tarafından yardım olunmuşsun (muzaffersin).
Alt Yazısı (Övgü ve Şeref)
Peygamberlik makamının yüceliğini vurgular.
Arapça: تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ
Okunuşu: Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.
Anlamı: Sevin ve neşelen ey Muhammed! Sen (insanlığın/yaratılmışların) en hayırlısısın.
Küçük Bir Not: Metinde geçen "haysurun" ifadesi, eski el yazması
metinlerin okunmasındaki farklılıklardan dolayı "hayrun" (خير - hayırlı)
kelimesinin bir türevi veya yerel bir söylenişi olabilir. Genel kabul
gören mana "en hayırlı" olduğun yönündedir.
İmam Tirmizi gibi otoriter kaynaklar, mührün üzerinde bir yazı
olmadığını, bunun et parçası üzerinde tüylerden oluşan, güvercin
yumurtası büyüklüğünde bir kabartı olduğunu vurgular. Yazıdan bahseden
rivayetler genellikle daha çok tasavvufi ve şemail ağırlıklı eserlerde
yer alır.
2. Hadis Kaynaklarında Nübüvvet Mührü
Peygamber Efendimiz’i yakından gören sahabe efendilerimiz, bu mührü farklı benzetmelerle tarif etmişlerdir.
Câbir b. Semüre (r.a.) Rivayeti:
"Ben Resûlullah’ın kürek kemikleri arasındaki mührü gördüm. O, güvercin
yumurtası büyüklüğünde, vücut renginde bir yumru idi." (Müslim, Fedâil
91-92; Tirmizî, Şemâil, s. 20)
Sâib b. Yezîd (r.a.) Rivayeti:
"Teyzem beni Resûlullah’a götürdü... Arkasında durdum ve iki omzu
arasındaki mührü gördüm. O, gerdek çadırının düğmeleri (veya keklik
yumurtası) gibiydi." (Buhârî, Menâkıb 22; Müslim, Fedâil 93)
Ebû Zeyd b. Ahtab (r.a.) Anlatıyor:
Resûlullah bana: "Yaklaş ve sırtıma dokun" dedi. Elimi sırtına soktum,
mührü hissettim. Ona mührün neye benzediği sorulunca: "Birbirine bitişik
birkaç tüy gibiydi" demiştir. (Tirmizî, Şemâil, s. 21)
3. Tarihi Önemi: Bahira ve Selmân-ı Fârisî
Nübüvvet Mührü, Efendimiz'in peygamberliğinin delili olarak iki tarihi olayda kilit rol oynamıştır:
Rahip Bahira Hadisesi: Efendimiz henüz çocukken amcası Ebû Tâlib ile
Şam kervanındayken, Rahip Bahira onun sırtındaki bu mührü görmüş ve:
"Bu, alemlerin Rabbinin elçisidir, kitaplarda vasfı anlatılan son
peygamberdir" demiştir.
Selmân-ı Fârisî’nin Müslüman Oluşu: Selmân-ı Fârisî, eski din
kitaplarından öğrendiği üç alameti Efendimiz'de aramıştır: Sadaka
yememesi, hediyeyi kabul etmesi ve sırtındaki peygamberlik mührü.
Efendimiz, Selmân’ın bu merakını anlayınca sırtındaki ridayı hafifçe
indirmiş, Selmân mührü görünce ağlayarak ona iman etmiştir.
4. Mührün Şekli ve Fiziksel Tasviri
Rivayetlerin toplamından çıkan sonuçlara göre mührün özellikleri şöyledir:
Yeri: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam iki omuz hizasındadır.
Rengi: Kendi ten rengine yakın veya hafif kırmızımsı.
Şekli: Kabarık, etli, bazen üzerinde tüylerin bulunduğu bir ben/nişane.
Büyüklüğü: Güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde bir kabartı.
1. Rivayetin İçeriği:
Söz konusu rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali'ye sırtındaki
nübüvvet mührünün aynısını çizdirmiş, bu kopyaları ashaba dağıtmış ve
"Bunu kâfirlere göstermeyin, yoksa şefaatim vacip olur" demiştir.
2. Kaynak Araştırması:
Bu rivayeti Kütüb-i Sitte (6 sahih hadis koleksiyonu) ve diğer ana hadis
kaynaklarında bulamadım. Rivayet, daha çok şu kaynaklarda geçmektedir:
"Hilyetü'l-Evliya" - Ebu Nuaym el-İsfahani (ö. 430/1038)
"el-Künâ ve'l-Esmâ" - Hatib el-Bağdadi (ö. 463/1071) gibi tabakat ve
menakıb kitaplarında zayıf veya münker isnatlarla nakledilmiştir
"Şemail" türü bazı eserlerde halk arasında yaygınlaşmıştır
3. Hadis Âlimlerinin Değerlendirmesi:
İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201): "el-Mevdûât" (Uydurma Hadisler) adlı
eserinde bu rivayeti uydurma (mevdu) olarak nitelendirmiştir.
Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî: "Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe
ve'l-Mevdûa" adlı eserinde bu rivayeti zayıf ve uydurma olarak
değerlendirmiş, isnadında problemler olduğunu belirtmiştir.
Sehâvî ve diğer muhaddisler: Bu tür rivayetlerin İsrailiyat türünden olduğunu ve sahih olmadığını ifade etmişlerdir.
Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği
arasında bulunan Mühr-ü Nübüvvet, O’nun peygamberliğinin bedensel
nişanelerinden biridir. İslam geleneğinde, özellikle Şemail-i Şerif
kitaplarında bu mührün vasıfları ve ona duyulan muhabbetin bereketine
dair pek çok rivayet yer alır.
İşte bu kutlu nişanın özellikleri ve faziletlerine dair derlediğim bilgiler:
1. Mühr-ü Nübüvvet’in Şekli ve Tasviri
Sahih kaynaklarda (Tirmizi, Müslim, Buhari) mührün şekli hakkında çeşitli tasvirler mevcuttur. Genel kabul gören tariflere göre:
Konumu: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam kalp hizasındadır.
Görünümü: Kabarık, kırmızımsı, bir güvercin yumurtası büyüklüğünde
veya bir yumru şeklindedir. Üzerinde bazen benler veya tüyler bulunduğu
rivayet edilir.
Üzerindeki Yazı: Bazı rivayetlerde mührün üzerinde "Allâhu vahdehû
lâ şerîke leh" (Allah tektir, ortağı yoktur) veya "Teveccüh haysü şi’te
feinneke mansûr" (Nereye dönersen dön, sen yardım
olunmuşsun/muzaffersin) yazdığı belirtilir.
2. Bakmanın ve Taşımanın Faziletleri
1-Sabah ve akşam abdestli olarak bakılır. Kişinin işi rast gider.
2-Eve çerçeve yapıp asılır. Büyü, Cin ve Şeytandan korunur.
3-Yatmadan önce abdestli olarak bakarsa güzel rüya görür.
4-Bolluk ve Bereket
5-Yeni bir aya ve yeni yıla girerken abdestli olarak bakılır.(Hicri Takvime göre)
6-Kişi Ev sahibi olur. Tablo olarak uzun süre evde asılı kalırsa
7-Yolculuğa çıkmadan önce bakılır.Rahat ve huzurlu geçer.
8-Hasta kişi abdestli olarak mühre baksın
9-Cuma Günü 80 Kere Bak ve Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder
10-Cuma Günü Sabah namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve Oku,
Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik de ibadet yazar
11-Cuma Günü ikindi namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve Oku,
Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik de ibadet yazar
"Allahü vahdehü la şerike leh Muhammeden abduhü ve rasulullah tevecceh haysu şi'te feinneke mansur "
günde 33 veya 313 defa bu zikri çek. Nübüvvet Mührüne abdestli bak
Allah'ın korumasına girersin. Buna inan eğer sen imanlıysan buna
inanırsın. Hastalık, talihsizlik ve şansızlık tan korunursun. Büyük Güç,
Bereket, Mutluluk ve iyi haberler alacaksın. Sabah güneş doğarken
Akşamda abdestli olarak mühre bir kaç dakika bak.
İslam alimleri ve arifler, bu mührün bir örneğine bakmanın veya onu
üzerinde taşımanın (hilye-i şeriflerde olduğu gibi) manevi bir kalkan
olduğuna dair şu rivayetleri nakletmişlerdir:
Ateşten Korunma: "Kim bu mühre abdestli olarak sabah baktığında
akşama kadar, akşam baktığında sabaha kadar güvende olur." Bazı
rivayetlerde, bu mühre ömürde bir kez bakmanın bile kişinin cehennem
ateşinden korunmasına vesile olacağı zikredilir.
Afet ve Hastalıklardan Muhafaza: Mühr-ü Şerif'in resmini üzerinde
taşıyanın; vebadan, ani ölümden, hırsızlıktan ve düşman şerrinden
korunacağı ifade edilir.
Bolluk ve Bereket: Mührü yanında bulunduranın rızkının artacağı ve
evine bereket geleceği, ulema tarafından tecrübe edilmiş bir "havas"
(özel ilim) bilgisi olarak aktarılır.
Şefaat Ümidi: Ona muhabbetle bakmak, Resulullah'ın (S.A.V.)
sünnetine ve şahsına duyulan sevginin bir tezahürü kabul edildiği için
manevi bir huzur kaynağıdır.
3. Önemli Bir Not: İtikat ve Edeb
Mühr-ü Nübüvvet'in resmine veya yazılı sembolüne gösterilen bu ilgi,
aslında bizzat Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin bir yansımasıdır.
Alimler şu noktaların altını çizer:
Asıl olan sevgidir: Bu görseller sihirli birer nesne değil, berekete vesile olan vesilelerdir.
Abdestsiz dokunmamak: Üzerinde ayet veya Esma-ül Hüsna yazılı olan nüshaları abdestsiz tutmamaya gayret edilmelidir.
"Mühr-ü Şerif’e bakmak, O’nun (S.A.V.) cemalini göremeyen müminler için bir teselli ve gönül aydınlığıdır."
Mühr-ü Şerif Tablosu (Kısa Özet)
Durum Fazileti Hakkındaki Rivayet
Bakmak Gönül aydınlığı, emniyet ve korkulardan emin olma.
Okumak "Mansûr" (yardım olunmuş) sırrına mazhar olma ümidi.
Taşımak Kaza, bela, nazar ve hastalıklara karşı manevi koruma.
Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası
Anlattığımız bu etkileyici hadise, İslam literatüründe "Ukkaşe (r.a.) ve
Kısas Kıssası" olarak bilinir. Bu rivayet, Peygamber Efendimiz’in
(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kul hakkına verdiği önemi ve ashabının
O’na olan derin aşkını gösteren en duygusal sahnelerden biridir.
İstediğiniz şekilde, Türkçemize uygun harflerle hikayeyi ve kaynaklarını aşağıda bulabilirsiniz.
Ukkaşe Hazretleri ve Nübüvvet Mührü
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), vefatına yakın bir zamanda ashabını
mescidde toplayarak onlara hitap etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar!
Kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun. Kimin malını
almışsam işte malım, gelsin alsın. Kimin izzet ve şerefine dokunmuşsam
işte şerefim, gelsin hakkını alsın..."
Mescidde derin bir sessizlik hakimken, Ukkaşe bin Mihsan (r.a.) ayağa
kalktı ve şöyle dedi: "Ya Resulullah! Hatırlarsanız bir gazve dönüşünde
develerimiz yan yana gelmişti. Siz devenizi hızlandırmak için
kırbacınızı salladınız, ancak kırbaç benim sırtıma isabet etti. Eğer
bugün helallik istemeseydiniz bunu asla söylemezdim ama şimdi kısas
istiyorum."
Sahabe-i Kiram büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içindeydi. Hz. Ömer ve Hz.
Ali gibi isimler öne atılarak "Kısası bize yap!" dedilerse de Efendimiz
buna izin vermedi. Kırbaç getirtildi. Ukkaşe (r.a.) son bir istekte
bulundu: "Ya Resulullah, o gün benim sırtım çıplaktı. Kısasın tam olması
için sizin de sırtınızı açmanız gerekir."
Peygamber Efendimiz hiç tereddüt etmeden mübarek gömleğini sıyırdı. O
anda iki kürek kemiği arasındaki Nübüvvet Mührü parladı. Ukkaşe (r.a.),
elindeki kırbacı bir kenara fırlatarak hıçkırıklarla o mührü öpmeye
başladı ve şöyle haykırdı: "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah!
Benim maksadım kısas değildi. Ölmeden önce senin o mübarek vücuduna ve
Peygamberlik mührüne dokunabilmek, onu öpebilmekti. Cehennem ateşinden
bu vesileyle korunmayı diledim!"
Efendimiz (S.A.V.) gülümseyerek: "Cennet ehlinden birini görmek isteyen bu adama baksın" buyurarak Ukkaşe’yi müjdeledi.
Rivayetin Kaynakları
Bu kıssa, hadis ve siyer kitaplarında detaylı veya özet olarak yer almaktadır:
Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: Bu olay en geniş haliyle burada nakledilir.
Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ: Evliya tabakatı ve siyer anlatımlarında bu rivayete yer verir.
İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ bi-Ahvâli’l-Mustafâ: Peygamber Efendimizin hayatı ve son anlarını anlatan bu eserde mevcuttur.
Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl: Bazı ayetlerin iniş sebepleriyle ilişkilendirilerek anlatılır.
Küçük Bir Not: Hadis alimlerinin bir kısmı (Zehbi ve Heysemi gibi),
bu rivayetin senedindeki bazı raviler nedeniyle metnin "zayıf" olduğunu
belirtmişlerdir. Ancak bu kıssa, Peygamber sevgisini pekiştirdiği ve
ahlaki bir ders verdiği için asırlardır vaazlarda ve siyer kitaplarında
baş tacı edilmiştir.
RiVAYET 2
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir savaşta devesinin veya atının üzerindedir.
Elindeki kamçısı istemeyerek bir sahabelerinin sırtına gelir ve onu
yaralar. Yıllar sonra, Peygamber Efendimiz vefatından önce ashaptan
helallik isterken, o sahabeler kalkar ve: "Ya Resulallah, sen bana
kamçınla vurdun. Ben de kısas istiyorum" der. Hz. Peygamber (s.a.v.)
"Buyur, kamçı al ve aynı şekilde vur" der. Bunun üzerine sahabeler: "Ama
benim sırtım o zaman çıplaktı (elbisesizdi)" der. Peygamber Efendimiz
(s.a.v.) de sırtındaki ridasını (elbiseyi) açar. O sahabeler, sırtındaki
Nübüvvet Mührü'nü görünce koşup ona sarılır ve mühürü öpmeye başlar ve
der ki: "Benim asıl maksadım ve dileğim buydu ya Resulallah! O mübarek
mührü görmek istemiştim."
Mührün Elimize Ulaşan Varsayılan Şekli Budur
Bu bir Calligrapyh Tasarımdır
Orjinali Allahu alem kimlerin elinde...
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İsla...
-
Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir? 1. Quantum Fiziği Nedir? Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacı...
-
Seri ve Hızlı Okuma Tekniklerini Geliştirmenin Yolları Nelerdir? Seri ve hızlı okuma becerisini geliştirmek, okuma hızını artırırken ...
-
Tesbihat-ı Selase Müselsilât-ı Râşidiye Tesbihat-ı Müselsilât-ı Râşidiye Dualarının Arapçası Türkçe Okunuşu Türkçe Meali Ve Faziletler...
