Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam
geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en
sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir,
kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.
Kur'an-ı Kerim'de Zikir
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En
bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve
gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler
ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin
insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern
çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi
açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi
zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak
zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir
başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı
kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı
zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder:
"Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta,
sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir:
“...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût,
45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.
Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten
pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini
anlamamızda birer ışık kaynağıdır.
1. En Hayırlı Amel
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin
en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok
yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten
daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine
Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin
cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.
2. Allah ile Beraberlik
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni
zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim.
Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni
cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O
bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir
kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek
gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın
zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın
ne denli büyük olduğunu göstermektedir.
3. Zikir Meclisleri
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir
önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk
oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar,
üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle
zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak
nitelendirilmiştir.
4. Gafiller Arasında Zikreden
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller
arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.”
Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen,
gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir
fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.
5. Kalbin Cilâsı
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu
hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir
eylem olduğunu ifade eder.
6. Diri ile Ölü Misali
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât;
Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise
ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.
Hisse ve Hikayeler
Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b.
Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu.
Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir."
buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin
dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.
Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni
ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl
biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman
anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152)
ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.
Cennet Ehlinin Pişmanlığı
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken
Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına
pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı
zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli
dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.
Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel
hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz
ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah
(s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya
Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur
melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî).
Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir
karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip
olduğunu gösterir.
--------------------
Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran
gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu
liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden
arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler
değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini
tefekkür etmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de Zikir
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü
pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin
kaynağıdır:
"Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:
"Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:
"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)
Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:
"Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.),
ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle
buyurmuştur:
"Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini,
derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha
kazançlısını haber vereyim mi?"
Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,
Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)
Hisseli Kıssalar:
Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu
1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak
bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu.
Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti
arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu
çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:
"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım.
Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu
zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer
o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların
diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."
Hisse:
Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi
yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir
zikirdir.
2. Dervişin Ekmek Torbası
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış.
Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir
düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek
mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç
oynatmayanlardan daha zenginim ben."
Hisse:
Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu
en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar.
Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.
Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.
--------------
Zikretmenin Fazileti
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu
kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı
anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca
vurgulanmıştır.
Kur’ân’da Zikir
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)
Bir başka ayette ise:
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda,
makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi
arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.
Hadislerde Zikir
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini,
altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi?
Allah’ı zikretmektir.”
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller
arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.
Rivayetlerle Zikir
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için
kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.
Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki
sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın
vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan,
günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini
kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında
olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura
ulaştırır.
Sonuç
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O,
kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve
O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha
ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul
olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi
ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa,
diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi
yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek
ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında
boğulmaktan kurtarır.
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri,
hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu
açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile
dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru
hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.
Raşit Tunca
Schrems,10.07.2026
DeepSeek Gemini Chat GPT
Tefekkür ettim ki
Fikir Dünyamdaki Makaleler Şiirler Sohbetler Vaazlar Resimler Grafikler
10 Temmuz 2026 Cuma
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Allah’ı Zikretmek ile İlgili Hadisler ve Dualar
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Arapçası:
لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰه
Okunuşu: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh
Anlamı: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" zikrini çok ediniz. Zîrâ, o, cennetin hazînesidir."
(Kaynak: Buhârî, Deavât, 50)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Ben bir söz biliyorum ki kul onu kendisine ölüm gelince söylerse ruhu cesedinden çıkarken ruhuna bir başka ferahlık geldiğini görür. Ve o söz kıyamette onun için nur, aydınlık olur. O söz: 'Lâ ilâhe illallâh' sözüdür."
(Kaynak: İbn Hanbel, I, 37; Râmûzü’l-ehâdis)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- 'İmânınızı dâima yenileyiniz' buyurdu da: '– Yâ Rasûlallah imânımızı nasıl yenileyeceğiz?' diye suâl olundu. Cevaben: 'Lâ ilâhe illallâh' zikr-i şerifini çok yapınız, buyurdu."
(Kaynak: İbn Hanbel, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)
Arapçası:
لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "– Bir kul ihlâs ile 'Lâ ilâhe illallâh' derse, bu hiç bir hicaba takılmadan yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bunu söyleyene nazar eder. Allah bu tevhîd getirene nazar etdi mi onu rahmetine dâhil etmesi Allah’ın hakkıdır."
(Kaynak: Tirmizî, Deavât, 86)
Arapçası:
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ كَلِمَا تِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ خلقهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ زِنَةَ عَرْشِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِلْاَ سَمٰوَاتِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ وَاللهُ اَكْبَرُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ وَالْحَمْدُ لِلهِ مِثْلَ ذَلِكَ مَعَهُ
Veya
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ كَلِمَا تِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ عَدَدَ خلقهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ زِنَةَ عَرْشِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِلْاَ سَمٰوَاتِهِ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ
وَاللهُ اَكْبَرُ مِثْلَ ذٰلِكَ مَعَهُ
وَالْحَمْدُ لِلهِ مِثْلَ ذَلِكَ مَعَهُ
(Allah’ın kelimeleri adedince, yarattıkları adedince, Arş ağırlığınca, semâlar dolusu ve bunların mislince Lâ ilâhe illallâh, Allahu ekber, elhamdülillah)
Okunuşu: "Allah’ın kelimeleri adedince Lâ ilâhe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilâhe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilâhe illallah. Semâlar dolusu lâ ilâhe illallah. Bunlarla berâber bunların mislince lâ ilâhe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Allahu ekber. Bunlarla beraber bunların mislince elhamdülillah".
Anlamı: "Yâ Muâz, günde kaç defa Allah’ı zikrediyorsun? On bin defa “Lâ ilâhe illallah” diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de: ... Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, I, 442/1910)
Arapçası:
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
Okunuşu: Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallahi'l-azîm
Anlamı: "Ne ben, ne de benden evvelki nebiler: bu tesbîhinden daha efdal bir kelime ile tesbîh etmemişlerdir."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 2015)
Arapçası:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ
Okunuşu: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh
Anlamı: "Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taatle kuvvet bulmak ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır" kelime-i tayyibesi doksan dokuz illete devâ olur. Bu illetlerin en hafifi hüzün ve kederdir.
(Kaynak: Hâkim, I, 727)
Arapçası:
لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ، لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâhu'l-halîmü'l-kerîm. Lâ ilâhe illallâhu'l-aliyyü'l-azîm. Lâ ilâhe illallâhu rabbü's-semâvâti's-seb'i ve rabbü'l-arşi'l-azîm
Anlamı: Bu zikre devam edilirse biiznillâhi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürûra tebdil olunur.
Arapçası:
الْحَمْدُ لِلَّهِ
Okunuşu: Elhamdülillah
Anlamı: "Kelime-i Tevhîd, yani 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i azîmesi asl-ı îmânı tevlîd etdiği için zikirlerin efdali 'Elhamdülillah' diyerek Cenâb-ı Hakk’a hamdetmek de, O’nun sonsuz ni’metlerini artırmaya medar olduğu için duâların efdalidir."
(Kaynak: Tirmizî, Duâ, 9/3383)
Arapçası:
لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ
Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh
Anlamı: "Son sözü 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16)
(Esmaü'l-Hüsna kısmı buradan çıkarılmıştır, sizin tarafınızdan eklenecektir.)
Arapçası:
حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Okunuşu: Hasbiyallâhu ve ni'mel-vekîl
Anlamı: "Allah bana yeter. O ne güzel vekildir." Zikri bütün korkan kimselerin emniyetli sığınağıdır.
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 3715)
Arapçası:
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ
Okunuşu: Sübhânallâhi ve bihamdih
Anlamı: "Muhakkak her şeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise Allah’ı zikretmektir. Azâbdan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz. Velev ki kılıncın kırılıncaya kadar Allah yolunda muharebe edesin."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1848)
Arapçası:
أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Okunuşu: E lâ bi zikrillâhi tatmein-nül-kulûb
Anlamı: "Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4330)
(Bu âyet meâli olup, hadis metninde sıkça zikredilir.)
Anlamı: "Zikir sadakadan hayırlıdır."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4350)
Anlamı: "Şeytan Âdemoğlunun kalbine nüfuz için istilâ eder. Fakat kul kalbiyle Cenâb-ı Hakk’ı zikredince ümidsiz olarak geri çekilir. Kul Allah’ı unutur unutmaz hemen kalbini istilâ ederek vesvese vermeğe başlar."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4972)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: Ey Âdemoğlu! Sen beni zikrettiğin müddetçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttuğun müddetçe hakkımı unutmuş, nankörlük etmiş olursun."
(Kaynak: Heysemî, X, 82)
Anlamı: "Hiç bir cemâat zikrullah için cem’ olup dağılmadı ki, zikirleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk tarafından af ve mağfiret ile tebşîr olunmasınlar, kendilerine: 'Zikrinizden dolayı mağfiret olunmuş olarak kalkınız' denilmesin."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 7777)
Anlamı: "Allah’ı çok zikreden kimse nifaktan beri olur."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 414)
Yâni kesret-i muhabbetinden dolayı Allah’ı çok zikreden ve kalbi zikrullah’tan hiç gafil olmayan kimse münâfıklıkdan uzak olur.
Anlamı: "Allah’ı çok zikreden kimseyi Allah Teâlâ sever."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 8510)
Anlamı: "Zikir, farz olmayan oruçtan efdaldir."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1859)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: 'Bir kul, beni zikredeceğinden dolayı kendi ihtiyacını istemeye fırsat bulamazsa ben ona ihtiyâcını istemeden evvel in’âm ve ihsan ederim.'"
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 1873)
Anlamı: "Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i celîlesini, sonsuz ni’metlerini ve ahvâl-i âhireti tefekkür gibi ibâdet olamaz. Kalblerinizi de murakabeye alıştırınız."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 5709, 44135)
Anlamı: "Cenâb-ı Hakk’ın velîleri o kimselerdir ki görüldükte Allah hatıra gelir."
(Kaynak: Heysemî, X, 78)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti Allah’ı zikretmeyi sevmektir. Allah’ı sevmemenin alâmeti Allah -azze ve celle- Hazretleri’nin zikrini sevmemektir."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 367)
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, Allah da sizi sevsin."
(Kaynak: Taberânî, VIII, 90)
Yani, Cenâb-ı Hakk’ın dünyâda ihsan etdiği sıhhat, a’zâ ve cevârıh, rızık ve maîşet gibi sayılıp bitirilmesi mümkün olmayan sonsuz ni’metleri ile, mevt, kabir, haşr, hisâb, sırat hengâmelerinde mü’minler için va’d eylediği rahmetlerini, bunlardan gafil bulunan kullarına hatırlatarak ve öğüd vererek muhabbetlerini uyandırmaya sa’y ve gayret ediniz.
Anlamı: "Cenâb-ı Allah’ın senin vesilenle bir kimseyi hidâyete ulaştırması, senin için üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır."
(Kaynak: Hâkim, III, 690)
Yani ondan hâsıl olacak ecir o kadar büyüktür.
Anlamı: "Tezkiye-i nüfûs ve tasfiye-i kulûb için insanlara, ümmetime tebliğ için sünnetimi beyân eden kırk hadîs-i şerif hıfz edip mahallinde sarfeden kimseyi kıyamet gününde şefaatime dâhil ederim."
(Kaynak: Suyûtî, el-Câmiu’s-Sagir, no: 8637)
Anlamı: "Beyt-i Mükerremi elli defa tavaf eden kimse günahlarından çıkar, temizlenir, anasından doğduğu gün gibi olur."
(Kaynak: Tirmizî, Hac, 41/866)
Anlamı: "Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ı zikreder de, haşyetullah’tan dolayı göz yaşları yere dökülünceye kadar ağlarsa Allah Teâlâ ona kıyamet gününde azâb etmez."
(Kaynak: Hâkim, IV, 289)
Anlamı: "Bir kimse kesret-i muhabbetinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a kavuşmayı isterse Cenâb-ı Allah da ona kavuşmayı sever."
(Kaynak: Buhârî, Rikâk, 41)
Bu muhabbet ekseri mü’minlerde mevte yakın bir zamanda zuhur eder.
Anlamı: "Kul, ubûdivyet vazifelerini ifâda ihmalkâr davranırsa; yani her ibâdetini kâfi miktar yapmayıp azaltırsa ve kusur ederse Cenâb-ı Allah onu gam ve kedere mübtelâ eder."
(Kaynak: Ali el-Müttâkî, no: 6788)
Anlamı: "Bir kimse bütün arzusu dünyâ olarak sabahlar ve bu arzu üzere uyanırsa Cenâb-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selb eder."
Anlamı: "Dünyâ sevdâsıyle kalblerinizi meşgul etmeyiniz. Böylece kalblerinizi Cenâb-ı Hakk’ın zikrinden ve muhabbetinden muattal hâle getirmeyiniz."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, VII, 361)
Anlamı: "Tahkikan sabah namazıyla güneş doğma vakti arasındaki rızıkların taksim zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına manî’ olur."
(Kaynak: Ahmed, I, 73)
Anlamı: "Cum’a günü ibâdet ve ezkâr ile mü’minlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, III, 394)
Anlamı: "Ölüm alâmetleri zuhur eden hastalarınız üzerine Yâsin-i Şerîfi kıraat ediniz."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19-20)
Anlamı: "Üzerinde ölüm alâmetleri zahir olan hastalarınızın yanlarında kelime-i tevhidi tekrar ile kendilerine telkîn ediniz."
(Kaynak: Müslim, Cenâiz, 1)
Yalnızca telkîn edilir, söylemeleri için zorlanmaz.
Anlamı: "Son sözü 'Lâ ilâhe illallâh' kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider."
(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16)
Anlamı: "Lisânıyle Allah Teâlâ’yı zikrederken kalbiyle Allah’a isyan eden kimseye yazıklar olsun."
Anlamı: "Lisâniyle Cenâb-ı Allah’ı çok zikredip de ameliyle Allah’a âsî olan kimseye yazıklar olsun."
(Kaynak: Ali el-Müttakî, no: 43738)
Anlamı: "Kim bir şeyi severse onu çok zikreder."
(Kaynak: Beyhakî, Şuab, I, 388)
Yani, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir etmeyen kimse onu sevdiği iddiasında kâzibdir; yalancıdır.
Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları
Zikirle İlgili Hadislerden
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
- “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikrini çok söyleyin. Çünkü o, cennet hazinelerindendir.
1. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH
Arapça:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Anlamı:
Günahlardan korunmak ve ibadet etmeye güç yetirmek ancak Allah’ın yardımıyladır.
Hadis:
Bu zikrin “cennet hazinelerinden bir hazine” olduğu bildirilmiştir.
2. LÂ İLÂHE İLLALLAH
Arapça:
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ
Anlamı:
Allah’tan başka ilah yoktur.
Hadislerden:
- Bu zikir imanı yeniler.
- İhlâs ile söylendiğinde Allah katına yükselir ve söyleyen kişi rahmete kavuşur.
3. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH (TESBİH OLARAK)
Arapça:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Fazileti:
- Pek çok sıkıntıya şifa olduğu bildirilmiştir.
4. GÜNLÜK OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN ZİKİRLER
1. İstiğfar
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ
Anlamı: Allah’tan bağışlanma dilerim.
2. Tevhid zikri
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Hadis:
Günde 100 defa söyleyen büyük sevap kazanır.
3. Tesbih
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
Hadis:
Dile hafif, mizanda ağırdır.
4. Dua
اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ
Anlamı:
“Allah’ım! Seni zikretmek, şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım et.”
5. Büyük zikir
سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Hadis:
Bu zikir çok büyük sevap kazandırır.
Zikir Nedir?
Zikir; Allah’ı anmak, hatırlamak ve O’nu dil ve kalp ile yad etmektir. Kur’an’da birçok yerde zikrin kalplere huzur verdiği bildirilmiştir.
SOFRA DUASI (YEMEKTEN SONRA)
Arapça:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنِي هَذَا وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلَا قُوَّةٍ
Anlamı:
“Bana bu yemeği yediren ve bunu bana kendi güç ve kuvvetim olmadan rızık olarak veren Allah’a hamd olsun.”
Fazileti:
Bu duayı okuyan kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir.
YATARKEN OKUNACAK ZİKİRLER
1. Ayet-el Kürsî
Arapça:
اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ...
(Bakara 255 – tamamı okunur)
Fazileti:
Gece boyunca kişiyi korur, şeytan yaklaşamaz.
2. İhlâs, Felak ve Nâs Sureleri
Arapça:
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
Fazileti:
3 defa okunup vücuda üflenirse her türlü kötülükten korunmaya vesile olur.
3. Tesbih (33-33-34)
Arapça:
سُبْحَانَ اللَّهِ (33)
الْحَمْدُ لِلَّهِ (33)
اللَّهُ أَكْبَرُ (34)
Fazileti:
Yorgunluğu giderir, kuvvet verir.
SABAH VE AKŞAM ZİKİRLERİ
1. Koruyucu dua
Arapça:
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Fazileti:
Günde 3 defa okuyan kişiye zarar gelmez.
2. Tevekkül duası
Arapça:
حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Fazileti:
7 defa okuyan kişinin sıkıntıları giderilir.
3. Salavat
Arapça:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
Fazileti:
Peygamber Efendimize salât u selam getirmek büyük sevaptır.
ZİKİRLE İLGİLİ ÖNEMLİ HATIRLATMALAR
- Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır
- Devamlılık en önemli noktadır
- Az da olsa sürekli yapmak daha faziletlidir
- İhlâs (samimiyet) esastır
SON SÖZ
Zikir; kulun Rabbine en kolay ve en güçlü bağlarından biridir.
Dil ile başlar, kalbe iner ve hayatı değiştirir.
✅ SONUÇ
Bu zikirlere devam etmek:
- Kalbi huzura kavuşturur
- Günahların affına vesile olur
- İmanı güçlendirir
- Allah’a yakınlığı artırır
Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti
Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti
Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti - ikindi seheri ve Sabah Seheri Zikretmenin Fazileti Hakkında
Sabah Namazından Sonra ve ikindi Namazından Sonra Zikretmenin Fazileti Hakkında Hadis
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.”
(Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6055)
İki Seher Vaktinin Fazileti: Raşidi Tarikatı Müntesipleri için Zikir Saati
Muhterem okur, tasavvuf ehlinin gönül dünyasında seher vakti müstesna
bir yere sahiptir. Zira bu vakit, ilâhî rahmetin coştuğu, duaların kabul
olduğu ve ruhun Hak’ka en yakın olduğu zaman dilimidir. Raşidi Tarikatı
müntesipleri olarak sizlerin, fecr-i sadık ile başlayıp güneşin
doğuşuna kadar olan sabah seheri ile, güneşin batmaya yüz tuttuğu ve
diğer meridyenlerde seher vaktinin başladığı ikindi seheri olarak
nitelendirdiğiniz iki kıymetli zamanı zikirle ihya etmeniz, nebevî bir
mirasın ve tasavvufî bir geleneğin gereğidir.
Seher Vaktinin Kur'an-ı Kerim'deki Yeri
Yüce Rabbimiz, seher vakitlerini kendisine yakın kullarının özellikleri
arasında zikreder. Âl-i İmrân Sûresi’nde cennetliklerin vasıfları
sayılırken şöyle buyrulur:
“(Onlar), sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun
bükenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde (Allah’tan)
bağışlanma dileyenlerdir.” (Âl-i İmrân, 3/17)
Yine Zâriyât Sûresi’nde, takva sahiplerinin nitelikleri arasında şu âyet-i kerime yer alır:
“Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Zâriyât, 51/17-18)
Bu âyetler, seher vaktinin sadece bir uyanıklık anı değil, aynı zamanda
bir istiğfar ve yakarış vakti olduğunu göstermektedir. Sizlerin iki
seher vaktinde de zikre ve istiğfara yönelmeniz, bu ilâhî övgüye mazhar
olma yolunda atılmış önemli bir adımdır.
Hadis-i Şeriflerde Seher Vaktinin Müjdesi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ümmetine bu kıymetli vakitleri ganimet
bilmeyi tavsiye buyurmuşlardır. Bu husustaki en büyük müjde, Rabbimiz’in
kudsi hadiste gece her gece dünya semasına inerek şöyle buyurduğunu
bildirmesidir:
“Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı
sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden var
mı, duasına icabet edeyim? İsteyen var mı, ona vereyim? İstiğfar eden
var mı, onu mağfiret edeyim?’” (Buhârî, Müslim)
Seher vakti, işte bu ilâhî nüzulün gerçekleştiği, rahmet kapılarının
ardına kadar açıldığı andır. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle
buyrulur:
“Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.” (Tirmizî)
Süfyân-ı Sevrî’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, “Allah Teâlâ seher
vaktinde bir rüzgâr yaratmıştır. Bu rüzgâr, zikredenlerin zikrini ve
istiğfar edenlerin istiğfarını Allah’a ulaştırır.” Bu rivayet, seherde
yapılan zikir ve duaların özel bir kabuliyete mazhar olduğunun ve âdeta
Arş’a yükselmek için özel bir vesile ile desteklendiğinin ifadesidir.
İki Seher: Sabah Seheri ve İkindi Seheri
Tasavvuf büyükleri, seher vaktinin sadece sabahın erken saatleriyle
sınırlı olmadığının, zamanın döngüselliği içinde her an bir yerde seher
vaktinin yaşandığının idraki içinde olmuşlardır. Raşidi Tarikatı’nın bu
konudaki anlayışı derin bir hikmete dayanır:
Sabah Seheri: Fecr-i sadık ile başlayan, güneşin doğuşuna kadar olan zamandır. Bu vakit, gecenin manevî feyzinin doruk noktasıdır.
İkindi Seheri:
İkindi vaktinde güneş batmaya yüz tutarken, başka bir meridyende sabah
olmakta ve güneş doğmak üzeredir. Bu açıdan bakıldığında ikindi vakti, o
bölge için bir seher vakti hüviyetindedir. Bu sebeple, ikindi vaktinde
yapılan zikir de bir nevi seher zikri hükmünde değerlendirilir.
Bu anlayışın temelinde, “Beni anın ki, ben de sizi anayım” (Bakara, 2/152)
âyetinin evrenselliği ve zaman-mekân kavramlarının ötesindeki ilâhî
hakikat yatar. Raşidi müntesipleri olarak sizler, bu iki müstesna vakti
ihya ederek, zamanın her anında Allah’ı zikreden kullardan olma gayreti
içindesiniz.
Seher Vaktinde Zikir ve İstiğfarın Fazileti
Seher vakitlerini zikirle geçirmenin pek çok fazileti vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
İlâhî Yakınlık ve Rahmet:
Seher vakti, Rabbimiz’in kullarına en yakın olduğu ve rahmetini saçtığı
zamandır. Zikirle meşgul olan kimse, bu rahmetten nasibini alır.
Duaların ve İstiğfarın Kabulü: Bu vakit, duaların geri çevrilmediği, tövbelerin kabul edildiği özel bir zamandır.
Kalbin Saflaşması ve Nefsin Terbiyesi:
Seherin sükûneti, kalbin durulmasına, dünya meşgalelerinden arınmasına
ve zikre daha iyi yoğunlaşılmasına vesile olur. Bu da nefsin terbiyesine
ve ruhun olgunlaşmasına hizmet eder.
Şeytandan Korunma:
Rivayete göre, gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler ile seher
vakitlerinde istiğfar edenler, İblis’in şerrinden emin kılınırlar.
Zikretmenin Fazileti
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi şerif
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi
şerif, sahâbeden Abdullah İbni Büsr (r.a.) tarafından rivayet
edilmiştir. Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ibadetleri çok
bulan ve kolayca uygulayabileceği özlü bir tavsiye isteyen bir kimseye,
zikrin önemini ve en faziletli halini vurgulamıştır.
Hadis-i Şerif
Sahâbeden biri Hz. Peygamber’e gelerek: "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in
emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım, Allâh’ın rızâsını ve
âhiret saâdetini kolayca kazanacağım dilimden düşürmeyeceğim bir amel
tavsiye et" demiştir.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de ona cevaben şöyle buyurmuştur:
"Dilin hep Allah’ı zikretmekle (zikrullah ile) ıslak kalsın."
(Dilin zikrullâh tesbihiyle dâimâ ıslak olsun)
(Tirmizî, Daavât 4; İbni Mâce, Edeb 53)
Netice
Seher vakitleri, müminin manevî hayatında bir dönüm noktası, bir tazarru
ve niyaz zamanıdır. Raşidi Tarikatı’nın bu iki seher vaktini zikirle
taçlandırma anlayışı, Kur’an ve Sünnet’teki derin köklere dayanan ve
zamanın ötesindeki ilâhî rahmete talip olmanın güzel bir tezahürüdür. Bu
mübarek vakitleri ganimet bilip, zikir, istiğfar ve dua ile ihya etmek,
hem dünyevî hem de uhrevî saadete ermenin en emin yollarından biridir.
Rabbimiz, bizleri seher vakitlerinin feyzinden ve bereketinden
ayırmasın; zikrini dilimizden, muhabbetini gönlümüzden eksik etmesin.
Âmin.
Hizbül Hısn ve İstikamet Duası Li Raşidiye
Hizbül Hısn ve İstikamet Duası Li Raşidiye
Raşidi Tarikatındakiler için Zikirler
isaviye Duası
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecerati fe alime
mâ fî kulûbihim fe enzele sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîben.
Ve meğânime kesîraten ye’huzûnehâ ve kânallâhu azîzen hakîmâ.
Allâhümmerzuknel kıyâme bi hakkıt tâati biserrittâvfi vel nazari ilâ enfüsinâ bi aynit taksîri fenestakîme kemâ emerte.
Allâhümme innel istikâmete kemâlun ve men lâ yestakîm dâa sa’yuhû. Felâ tudayyianâ inneke alâ külli şey’in kadîr.
Allâhümme inneke teftahu lizzâkirîne bâben azîmen min ebvâbil ma’rifeh.
Feallimnâ mâ lâ na’lemuhû inneke ente allâmul ğuyûb. Ve kad kulte ve
kavlükel hakkü fezkurûnî ezkürküm.
Allâhümmecalnâ minellezîne nevverte kulûbehum ve vücûhehum fîd dünyâ vel
âhıra inneke alâ külli şey’in kadîr. Sîmâhüm fî vücûhihim min eseris
sücûd. Radiyallâhu anhüm ve radû anh. Kul bi fadlillâhi ve birahmetihî
febizâlike felyefrehû hüve hayrun mimmâ yecme’ûn.
Allâhümme innezzikre yeksû sâhibehû mehâbeten ve halâveten ve nedâreten
ve tezkâran. Ve hüve sebebü nazarî ilâ vechikel kerîm. Vücûhun yevmeizin
nâdıratun ilâ rabbihâ nâzıratun.
Allâhümmecalnâ minel mahbûbînelezîne şerahte sudûrahum ve evda’tehüm
hikmeteke. Bi mahabbeti rûhil islâm ve kutbi ruhaddîn. Ve medârin necâti
ves se'âdeh. Ve es'ıdnâ bi mahabbetin minke ve kabûlin inneke alâ külli
şey'in kadîr. Seelnâke bimâ deâke bihil hıdrü aleyhis selâmü fî
tavâfih.
Allâhümme yâ men lâ yübrimuhû ilhâhurrâhimîn. Allâhümme inneke ta’lemü
sirranâ ve alâniyetena fakbel ma'ziretenâ. Ve ta'lemu hâcetenâ fea'tınâ
su'lenâ. Ve ta'lemu mâ fî enfüsinâ fağfir lenâ zunûbenâ.
Allâhümme innâ nes'elüke îmânen yubâşiru kulûbenâ. Ve yakînen sâdıkan
hattâ na'leme ennehû len yusîbenâ illâ mâ ketebellâhu lenâ ver ridâ bimâ
kasemte lenâ.
Allâhümme inneke kulte lâ ilâhe illallâhu hısnî. Femen dehale hısnî
emine min azâbik. Ve men dehalel hısne emine mineş şeytân ve leyse lehû
aleyhi sebîlâ. Feinâ dehalnâ hısneke lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ
şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultân.
Allâhümme innen nutku bişşehâdeteyni yuzîlül hemme vel ğamme vel küfre
ve ğammişşirkî ve şekâveten nifâkı veş şikâkı fîd dünyâ vel âhıra.
Elhamdülillâhil lezî ezhebe annel huzne inne rabbenâ leğafûrun şekûr.
Allâhümme innâ nestağfiruke min külli zenbin tubnâ ileyke minhü sümme
udnâ fîh. Ve nestağfiruke mimmâ va'adnâke bihî min enfüsinâ sümme lem
nûfi leke bih. Ve nestağfiruke min külli amelin eradnâ bihî vecheke fe
hâlatehû ğayruk. Ve nestağfiruke min külli ni'metin en'amte bihâ aleynâ
festea'nnâ bihâ alâ ma'sıyetik. Ve nestağfiruke yâ allâmel ğuyûb min
külli zenbin eteynâhü fî dıyâin nehâri ve zılâmil leyli fî halâin ve
melein ve sirrin ve alâniyeh. Fağfir lenâ fe innehu lâ yağfiruz zunûbe
illâ ente.
Elhamdülillâhil lezî tevâda'a küllü şey'in li azametih. Velhamdülillâhil
lezî zelle küllü şey'in li kudretih. Velhamdülillâhil lezî hada'a küllü
şey'in li mülkihî vestesleme küllü şey'in li kudretih.
Allâhümmecalnâ minel ulemâil ârifîn. Vel meşâyihıl mühakkıkîn. Ellezîne yücâhidûne fîd dünyâ ve yezhedûne fîhâ alâ husni hâl.
Allâhümme inneke tuhricül mu'minîne min zulmit tedbîri ilâ işrâkı nûrit
tefvîd. Ve takzifu bi hakkı tesbîtike alâ fâdili bâtilin ıdtırâbihî fe
yülzelzilu erkânehû ve yehdimu bünyâneh. Ve kad kulte bel nakzifu bil
hakkı alel bâtıli feyedmeğuhû feizâ hüve zâhık.
Allâhümme inne nûrel îmâni kad isteğraka fî kulûbil mu'minîn. Ve ahmedet
envâruhû nüfûsehum ve şeraha dıyâühû sudûrahum ve mele'e nûruhû
kulûbehum feebâ lehümül îmânül müstağrik fî kulûbihim en yesküne meahû
ğayruh. İnnellezînettekav messehüm tâifun mineş şeytâni tezekkerû fe izâ
hüm mübsırûn. Ve kad yedüllü zâlike alâ enne asle emrihim alâ vucûbis
selâmeh. Fecalnâ mimmen selime ve necâ. Ve neccinâ minel hemmi inneke
alâ külli şey'in kadîr.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin
ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ
salleyte ve bârekte alâ seyyidinâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. (üç defa)
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasûliken nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. (üç defa)
Sübhânallâhi ve bi hamdih. (300 defa)
Lâ ilâhe illallâh. (300 defa)
(Sonra hatim yapılır)
Allâhümmerda an ashabi rasûlillâhi ebî bekrin ve umere ve osmâne ve alî.
Ve an bakıyyeti ashabihî ecme'în. Ve anit tâbiîne lehüm ve men tebiehüm
bi ihsânin ilâ yevmid dîn.
Allâhümmerhamnâ verham meşâyihanâ ve vâlideynâ. Ve men allemenâ ve men
lehû fadlun aleynâ ve men ahsene ileynâ ve esenâ ileyhi ve men sebekanâ
bil îmân. Vağfir lenâ mağfiraten azmâ ve lâ tec'al fî kulûbinâ ğıllen
lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîmun cevâdun kerîm.
Allâhümmecalnâ mimmen arefel hakka el kâimîne bil kıst. İnnallâhe ve
melâiketehû yusallûne alen nebîy. Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve
sellimû teslîmâ. Sallallâhu aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve selleme
teslîmâ. (üç defa)
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn. Ve selâmün alel mürselîn. Vel hamdülillâhi rabbil âlemîn.
OKUMA SÜRESi: Seri Okuyan birisi için Takriben 17 Dakika
OKUMA USULÜ :
Günlük Virdimizi okuyup bitirdikten sonra, daha zamanımız varsa, Hizbül
Hısn ve İstikamet Duası Virdi, En Az Günde Bir Defa, veya En Fazla
Günde iki Defa, Sabah ve ikindi'den sonra veya vaktin müsait olduğu
vakitte okunup zikredilir.
KAYNAK:
"Tarikatu'l-İsâviyye's-Sebâiyye'nin Evrâd ve Ahzâb'ına Dair Er-Rabbaniyye Nefehât (Rabbanî Nefesler) Kitabı"ndan nakledilmiştir.
Yazarı: Libya ve İslam dünyasında Tarikatu'l-İsâviyye's-Sebâiyye
Şeyhliği Makamı Şeyhi ve Kâmil Şeyh, Efendimiz Muhammed bin İsa bin Amir
es-Sebâî'nin (Allah ondan razı olsun) halifesi olan Şeyh Muhtar Amir
Beşir Mahmud Muhammed es-Sebâî'ye aittir.
-----------------------
"Hizbu'l-Hısn ve İstikamet" Duasının Türkçe Tercümesi
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
"Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, müminlerden
razı olmuştur. Gönüllerindekini bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve
onları pek yakında gerçekleşecek bir fetihle ödüllendirmiştir. Yine
onları, ele geçirecekleri nice ganimetlerle mükafatlandırmıştır. Allah,
mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Fetih Suresi, 18-19)
Allah'ım! Tevfik sırrıyla, itaatin hakkını yerine getirmeyi bize nasip
et. Kendimize, hep kusurlu gözüyle bakmayı nasip et ki, emrettiğin gibi
istikamet üzere olalım.
Allah'ım! İstikamet bir kemaldir ve istikamet üzere olmayan kişinin
çabası boşa gider. Bizi çabası boşa gidenlerden eyleme. Şüphesiz sen her
şeye gücü yetensin.
Allah'ım! Sen, zikredenlere marifet kapılarından büyük bir kapı açarsın.
Bize bilmediklerimizi öğret. Şüphesiz ki sen gaybları çok iyi bilensin.
Sen, "Beni anın ki, ben de sizi anayım" dedin ve senin sözün haktır.
Allah'ım! Bizi, dünyada ve ahirette kalplerini ve yüzlerini
nurlandırdığın kimselerden eyle. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.
"Onların nişaneleri, yüzlerindeki secde izidir." "Allah onlardan razı
olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır." "De ki: Allah’ın lütfu
ve rahmetiyle, işte ancak bununla sevinsinler. Bu, onların toplayıp
yığmakta olduklarından daha hayırlıdır." (Yunus Suresi, 58)
Allah'ım! Zikir, sahibine heybet, tatlılık, tazelik ve anma elbisesi
giydirir. O, senin Kerim olan yüzüne bakmamızın sebebidir. "O gün
birtakım yüzler pırıl pırıl parlayacak, Rabbine bakacaklardır." (Kıyame Suresi, 22-23)
Allah'ım! Bizi, kalplerini açtığın ve hikmetini emanet ettiğin
sevgililerinden eyle. İslam'ın ruhunun, dinin dönüm noktasının, kurtuluş
ve saadetin kaynağının sevgisiyle bize kendi katından bir sevgi ve
kabul ihsan ederek bizi mutlu kıl. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.
Hızır aleyhisselâm'ın tavaf ederken sana dua ettiği gibi sana dua ettik.
Allah'ım! Ey aciz kulların yalvarmasından usanmayan! Allah'ım! Sen bizim
gizlimizi ve açığımızı bilirsin, mazeretimizi kabul et. İhtiyacımızı
bilirsin, dileğimizi bize ver. Nefsimizdekileri bilirsin, günahlarımızı
bağışla.
Allah'ım! Senden, kalplerimize yerleşen bir iman ve bize ancak Allah'ın
yazdığı şeyin isabet edeceğini bilinceye kadar sâdık bir yakîn
istiyoruz. Ve taksim ettiğin şeye razı olmayı istiyoruz.
Allah'ım! Sen, "Lâ ilâhe illallah benim kalemdir" dedin. Kim senin
kalene girerse azabından emin olur. Kim bu kaleye girerse şeytandan emin
olur ve şeytanın ona karşı bir yolu olmaz. Biz de senin kalene girdik:
"Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve
hüve alâ külli şey'in kadîr." "Şüphesiz, benim kullarım üzerinde senin
hiçbir gücün yoktur." (Hicr Suresi, 42)
Allah'ım! İki şahadet kelimesini söylemek, dünya ve ahirette gamı,
kederi, küfrü, şirkin gamını, nifak ve ayrılığın bedbahtlığını giderir.
"Bütün hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz
çok bağışlayıcıdır, çok şükredicidir." (Fâtır Suresi, 34)
Allah'ım! Senden, tevbe edip tekrar işlediğimiz her günahtan bağışlanma
diliyoruz. Senden, nefsimizle sana söz verdiğimiz, sonra yerine
getiremediğimiz şeylerden bağışlanma diliyoruz. Senden, senin rızanı
dilediğimiz, ancak başkasının da karıştığı her amelden bağışlanma
diliyoruz. Senden, bize verdiğin her nimetten, onu sana isyan etmek için
kullandığımızdan dolayı bağışlanma diliyoruz. Ey gaybları çok iyi
bilen! Senden, gündüzün aydınlığında, gecenin karanlığında, tenhada ve
toplulukta, gizlide ve açıkta işlediğimiz her günahtan bağışlanma
diliyoruz. Bizi bağışla, çünkü günahları senden başka bağışlayacak
yoktur.
Bütün hamd, azametine karşı her şeyin boyun eğdiği Allah’a mahsustur.
Bütün hamd, kudretine karşı her şeyin zayıfladığı Allah’a mahsustur.
Bütün hamd, mülküne karşı her şeyin eğildiği ve kudretine karşı her
şeyin teslim olduğu Allah’a mahsustur.
Allah'ım! Bizi, dünyada cihad eden, ancak güzel bir hal üzere dünyadan
yüz çeviren arif âlimlerden ve tahkik ehli meşayıhtan eyle.
Allah'ım! Şüphesiz sen, müminleri tedbirin karanlıklarından, tevekkülün
nurlu aydınlığına çıkarırsın. Ve sarsıntılı bir batılın üzerine, onu
perişan eden hakkın isbatıyla vurursun ki, onun temellerini sarsıp
yapısını yıksın. Sen, "Bilakis biz hakkı batılın üzerine atarız da
beynini parçalar, bir de bakarsın ki o, yok olmuştur" (Enbiya Suresi, 18) dedin.
Allah'ım! İman nuru müminlerin kalplerinde dolup taşmıştır. O nur,
nefislerinin isteklerini söndürmüş, aydınlığı göğüslerini açmış ve nuru
kalplerini doldurmuştur. Kalplerindeki bu taşkın iman, kendisinden başka
bir şeyin onda barınmasına izin vermez. "Takvâya erenlere şeytandan bir
vesvese dokunduğu zaman hemen düşünüp anlarlar. Bir de bakarsın ki
onlar doğru yolu görürler." (A'raf Suresi, 201) Bu, onların asıl
hallerinin, kurtuluşun gerekliliği üzere olduğuna işaret eder. Bizi de
kurtulan ve felaha erenlerden eyle. Bizi kederden kurtar, şüphesiz sen
her şeye gücü yetensin.
Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in aline salât
eyle. Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in aline, Efendimiz
İbrahim'e salât ve bereket verdiğin gibi bereket ver. Şüphesiz sen
övgüye layıksın, şanı yücesin. (Üç defa)
Allah'ım! Kulun, peygamberin ve rasulün olan o ümmî Nebî Efendimiz Muhammed'e, aline ve ashabına salât ve selâm eyle. (Üç defa)
Sübhânallâhi ve bihamdih. (300 defa)
Lâ ilâhe illallâh. (300 defa)
(Sonra hatim yapılır)
Allah'ım! Resulullah’ın ashabından; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’den
razı ol. Ve diğer tüm ashabından razı ol. Onlara iyilikle tabi
olanlardan ve kıyamet gününe kadar onlara uyanlardan da razı ol.
Allah'ım! Bize, meşayıhımıza, anne babamıza, bize ilim öğretenlere, bize
iyilik yapanlara, bizim kendilerine kötülük ettiğimiz kişilere ve
bizden önce iman etmiş olanlara merhamet et. Bize sağlam bir mağfiretle
bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz,
şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin, çok cömertsin, çok
keremlisin.
Allah'ım! Bizi, hakkı bilenlerden ve adaleti ayakta tutanlardan eyle.
"Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygamber'e salât ederler. Ey iman
edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin."
(Ahzab Suresi, 56) Allah, ona, onun al ve ashabına tam bir salât ve
selâm eylesin. (Üç defa)
"Senin Rabbin, izzetin Rabbi, onların yakıştırdığı vasıflardan
münezzehtir. Selâm olsun peygamberlere. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a
hamd olsun." (Saffat Suresi, 180-182)
---------------------
"Hizbu'l-Hısn ve İstikamet" Duasının Arapçası
بسم الله الرحمن الرحيم
لقد رضي الله عن المؤمنين إذ يبايعونك تحت الشجرة فعلم ما في قلو بهم فأنزل السكينة عليهم وأثابهم فتحا قريبا ومغانم كثيرة يأخذونها وكان الله عزيزا حكيما
اللهم ارزقنا القيام بحق الطاعة بسر التوفيق والنظر إلى أنفسنا بعين التقصير فنستقيم كما أمرت
اللهم إن اﻻستقامة كمال ومن ﻻ يستقيم ضاع سعيه * فلا تضيعنا إنك على كل شيء قدير
اللهم إنك تفتح للذاكرين بابا عظيمآ من أبواب المعرفة * فعلمنا ما ﻻ نعلمه إنك أنت علام الغيوب وقد قلت وقولك الحق فاذكروني أذكركم
اللهم اجعلنا من الذين نورت قلوبهم ووجوههم في الدنيا و الآخرة إنك على كل شيء قدير * سيماهم في وجوههم من أثر السجود * رضي الله عنهم ورضوا عنه * قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليفرحوا هو خير مما يجمعون
اللهم إن الذكر يكسو صاحبه مهابة وحلاوة ونضارة وتذكارا * وهو سبب أنظر إلى وجهك الكريم * وجوه يومئذ ناضرة إلى ربها ناظرة
اللهم اجعلنا من المحبوبين الذين شرحت صدورهم وأودعتهم حكمتك * بمحبة روح الاسلام وقطب رحى الدين * ومدار النجاة والسعادة وأسعدنا بمحبة منك وقبول إنك على شئ قدير سألناك بما دعاك به الخضر عليه السلام في طوافه
اللهم يامن ﻻ يبرمة إلحاح الراحمين * اللهم إنك تعلم سرنا وعلانيتنا فاقبل معذرتنا * وتعلم حاجتنا فاعطنا سؤلنا * وتعلم ما في أنفسنا فاغفر لنا ذنوبنا
اللهم إنا نسألك إيمانا يباشر قلوبنا * ويقينآ صادقآ حتى نعلم أنه لن يصيبنا إﻻ ما كتب الله لنا والرضا بما قسمت لنا
اللهم إنك قلت ﻻ إله الله حصني * فمن دخل حصنك أمن من عذابك * ومن دخل الحصن أمن من الشيطان وليس له عليه سبيلا فإنا دخلنا حصنك ﻻ إله إﻻ الله وحده ﻻ شريك له * له الماك وله الحمد وهو على كل شيء قدير * إن عبادي ليس لك عليهم سلطان
اللهم إن النطق بالشهادتين يزيل الهم والغم والكفر وغم الشرك وشقاوة النفاق والشقاق في الدنيا والآخرة * الحمد لله الذي أذهب عن الحزن إن ربنا لغفور شكور
اللهم إنا نستغفرك من كل ذنب تبنا إليك منه ثم عدنا فيه * ونستغفرك مما وعدناك به من أنفسنا ثم لم نوف لك به * ونستغفرك من كل عمل أردنا به وجهك فخالطه غيرك ونستغفرك من كل نعمة أنعمت بها علينا فاستعنا بها على معصيتك * ونستغفرك يا علام الغيوب من كل ذنب أتيناه في ضياء النهار وظلام الليل فى خلاء وملاء وسر وعلانية فأغفر لنا فإنه ﻻ يغفر الذنوب إﻻ أنت
الحمد لله الذي تواضع كل شيء لعظمته * والحمد لله الذي ذل كل شيء لقدرته * والحمد لله الذي خضع كل شيء لملكه واستسلم كل شيء لقدرته
اللهم اجعلنا من العلماء العارفين * والمشايخ المحققين * الذين يجاهدون في الدنيا ويزهدون فيها على حسن حال
اللهم إنك تخرج المؤمنين من ظلم التدبير إلى إشراق نور التفويض وتقذف بحق تثبيتك على فاضل باطل اضطرابه فيزلزل أركانه ويهدم بنيانه * وقد قلت بل نقذف بالحق على الباطل فيدمغه فإذا هو زاهق
اللهم إن نور الإيمان قد استغرق في قلوب المؤمنين * وأخمدت أنواره نفوسهم وشرح ضياؤه صدورهم وملئ نوره قلوبهم فأبى لهم الايمان المستغرق في قلوبهم أن يسكن معه غيره * إن الذين اتقوا مسهم طائف من الشيطان تذكروا فإذا هم مبصرون * وقد يدل ذلك على أن أصل أمرهم على وجوب السلامة فاجعلنا ممن سلم ونجا * ونجنا من الهم إنك على كل شيء قدير
اللهم صلي على سيدنا محمد * وعلى آل سيدنا محمد * وبارك على سيدنا محمد * وعلى آل سيدنا محمد * كما صليت وباركت على سيدنا ابراهيم إنك حميد مجيد*(ثلاثا)
اللهم صل على سيدنا محمد عبدك ونبيك ورسولك النبي الأمي و على آله وصحبه وسلم*(ثلاثا)
سبحان الله وبحمده*(300 مرة )
ﻻإله إﻻ الله*(300 مرة).
ثم يختم
(اللهم ارض عن أصحاب رسول الله * أبي بكر وعمر و عثمان وعلى * وعن بقية أصحابه أجمعين * وعن التابعين لهم ومن تبعهم بإحسان إلى يوم الدين
اللهم ارحمنا وارحم مشايخنا ووالدينا * ومن علمنا ومن له فضل علينا ومن أحسن إلينا وأسأنا إليه ومن سبقنا بالإيمان * واغفر لنا مغفرة عزما وﻻ تجعل في قلوبنا غلا للذين آمنوا ربنا إنك رءوف رحيم جواد كريم
اللهم اجعلنا ممن عرف الحق القائمين بالقسط * إن الله وملائكته يصلون على النبي * يا أيها الذين آمنوا صلوا عليه وسلموا تسليما صلى الله عليه و على آله وصحبه وسلم تسليما*(ثلاثا).
سبحان ربك رب العزة عما يصفون وسلام على المرسلين و الحمد لله رب العالمين
Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme
Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme
Giriş: Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha
çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve
dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi
dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı
edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle
Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini
çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma
eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve
niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele
almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile
Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve
kültürel bağlamda inceleyeceğiz.
1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb,
terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir.
Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak
amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua
ve zikir metinlerine verilen isimdir.
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında
kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi
azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde
**okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır.
Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı
olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle
hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan
bir müdahale aracıdır.
2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü
zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi
bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf
kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:
- Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:
- Hastalıklar: Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.
- Bereket ve Zenginlik: Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).
- Emniyet:
Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*).
Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi
zarar görmeyeceğini söylemiştir.
- Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:
- Sıkıntı ve Üzüntü: Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).
- Zihin Açıklığı: Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).
- Kötü Huylar: Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.
- Sosyal ve Toplumsal Problemler için:
- Düşman ve Afetler:
Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması
(*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i
Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği
nakledilir.
- Aile İlişkileri: Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı
bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.
3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet
edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua
okumanın ötesine taşır:
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek
için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için
de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli
okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da
modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik
gösterir.
4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden
Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu)
bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az
bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:
1. Modernizm ve Sekülerleşme:
Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle
şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve
psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık)
önüne geçmiştir.
2. Tarikatların Konumu:
Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak
yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar
çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.
3. Eğitim Politikaları:
Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel
okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde
akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü"
tanımının dışında kalmıştır.
4. Bireycilik:
Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü
genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha
geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha
olağandır.
5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur;
ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda
**Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde
muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının
belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk
Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu
sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği
`Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri
bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok
medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi
alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında
hak ettiği yeri bulamamaktadır.
Sonuç
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb
geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek,
sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili
Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir
psikolojik sağaltım yöntemidir.
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin
geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet",
"telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle
yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim
irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu
okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce
yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.
Kaynakça / Referanslar:
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.
Raşit Tunca
Schrems, 10.06.2026
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya
getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.
İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:
İstevû (اسْتَوُوا): Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.
İstekîmû (اسْتَقِيمُوا): Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.
İ'tedilû (اعْتَدِلُوا): Düzgün ve dengeli durun.
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü
Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati
uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki
yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine
emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda
namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın
sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:
1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları
bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle
uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları
doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû
Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları
düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)."
(Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz
saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun,
ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim)
ikazını yapardı.
2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne
çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak
dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı
durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.
3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası:
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki
cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici
(mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına
(safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli
ve gereklidir.
Cemaatin Görevi:
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat
ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet
etmenin bir gereğidir.
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve
beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında
Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İsla...
-
Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir? 1. Quantum Fiziği Nedir? Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacı...
-
Seri ve Hızlı Okuma Tekniklerini Geliştirmenin Yolları Nelerdir? Seri ve hızlı okuma becerisini geliştirmek, okuma hızını artırırken ...
-
Tesbihat-ı Selase Müselsilât-ı Râşidiye Tesbihat-ı Müselsilât-ı Râşidiye Dualarının Arapçası Türkçe Okunuşu Türkçe Meali Ve Faziletler...