15 Şubat 2026 Pazar

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında

 Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında

Hazreti Muhammed’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan ve nübüvvetini alâmetlerinden biri olan BEN. Yani Peygamberlik mührü ve nişanesi anlamına gelmektedir. Rasûl-i Ekrem’in nübüvvetinin delili olduğu gibi, O’nun son peygamber olduğunu da ifade etmektedir.

[D.İ.A. Nübüvvet Mührü]

Hâkim’in Vehb ibni Münebbih’den naklettiği bir rivayette; Allah (Celle Celâluhû) hiçbir peygamber göndermemiş olsun ki, onun sağ elinde peygamberlik BEN’i olmasın. Ancak bizim peygamberimiz bunun istisnasıdır. O’nun peygamberlik BEN’i, kürek kemikleri arasındadır. Bu durum Peygamberimize sorulduğunda cevaben: “Kürek kemiklerim arasındaki bu ben benden önceki peygamberlerin beni gibidir. Şu kadar var ki benden sonra ne bir nebi ne de rasûl gelmeyecektir.” buyurmuşlardır.

[Hâkim, El-Müstedrek, 3/461 no:4159, Darul Ma’rife, Beyrut.]


Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührünün doğuştan mı, daha sonra mı meydana geldiği gibi soruların cevabını Ebû Kâsım Es-Süheyli ve İbni Hacer; “Bu BEN’in doğuştan olmayıp sonradan melekler tarafından “şakku’s-sadr” veya “şerhu’s-sadr“ ismi verilen, hazreti peygamberin göğsünün yarılıp kalbinin çıkarılması ve temizlendikten sonra tekrar yerine konulması ile birlikte kürek kemikleri arasına nübüvvet mührünü vurmuşlardır.” şeklinde cevap verirler ve isbat etmek için de Ebû Zerr el-Ğıffâri’nin rivâyetini naklederler; “Ebu Zerr, Rasûlüllâh’a (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) “peygamber olarak görevlendirildiğinizde bunu nasıl bilip emin oldunuz” diye sormuş, Hazreti peygamberimiz: “Mekke vadisinde bir yerde iken kendisine iki meleğin geldiğini aralarında geçen konuşma ile onu seçtiklerini ve akabinde sıra ile 1,10,100 ve 1000 adamla tartılıp hepsinden ağır geldiğini, sonra kalbinin yarılarak temizlendiğini anlatmış ve nihayetinde şu ifade ile işlemin bittiğini söylemiştir;” ‘Melek iki kürek kemiğim arasına mühür vurdu.’

[Sühelyi er-Ravdu’l-ünüf 2.cild 168, ibni Hacer Fethul bari 6.cil 22.bab Hatimün-nübüvve.]

Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührü doğuştan olmadığı gibi vefat edince mührün kaldırıldığına dair Beyhâki’nin naklettiği bir rivâyet vardır. Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiklerine ölüp ölmediği hususunda ashabı şüpheye kapılmış ve bazıları “o ölmüştür” diğer kısmı ise “hayır ölmemiştir” derken, o sırada Esma binti Ümeys elini Rasûlüllâh’ın kürek kemikleri arasına koydu. Mührün kaldırıldığını fark edince “Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat etmiştir, zira kürek kemikleri arasındaki mühür kaldırılmıştır” dedi. Bu şekilde hazreti peygamberin vefatı bilinmiştir.

[Beyhâki Delâiünnübüvve 7.cild sayfa 219 Daru’l Kütüb’l-ilmiyye.]

Said ibni Yezid anlatıyor; “Peygamberimizin arkasında durdum, kürek kemikleri arasındaki mührüne baktım, o, keklik yumurtası büyüklüğünde idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:15]

Cabir ibni Semure anlatıyor; “Ben Rasûlüllâh efendimizin kürek kemikleri arasındaki mührünü gördüm. O güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde) idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:16]

Rumeyse (Radiyallâhu Anhâ) rivâyet ediyor; “Ben Rasûlüllâh’ın o kadar yakınında idim ki, isteseydim kürek kemikleri arasındaki mührünü öperdim”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:17]

Hz. Ali'nin Çizdiği Nübüvvet Mührü Rivayeti ve Mahiyeti

İslam geleneğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sırtındaki nübüvvet mührü, hem fiziksel bir mucize hem de manevi bir koruma ve şefaat vesilesi olarak görülmüştür. Sahih hadis kaynaklarında mührün fiziksel tasviri yapılırken, halk dindarlığında ve tasavvufi kültürde bu mührün bir kağıda aktarılması ve taşınmasıyla ilgili özel bir rivayet zinciri oluşmuştur.

1. Bahsi Geçen Rivayetin İçeriği

Sizin de belirttiğiniz anlatı, genellikle "Mühr-ü Şerif’in Faziletleri" başlığı altında şu şekilde nakledilir:
"Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ali’ye (r.a.) hitaben: 'Ya Ali! Sırtımdaki nübüvvet mührüne bak ve onun bir benzerini (resmini/şeklini) bir kağıda çiz' buyurmuştur. Hz. Ali de emredildiği üzere mührü bir kağıda nakşetmiştir. Peygamberimiz bunun üzerine şöyle buyurmuştur: 'Her kim bu mühre hürmetle ve abdestli olarak bakarsa, ona şefaatim vacip olur. Bu mührü kâfirlere (veya kadrini bilmeyenlere) göstermeyin; zira onlar bunun kıymetini bilmezler ve hürmetsizlik ederlerse helak olurlar.'"

2. Rivayetin Kaynakları

Bu anlatı, akademik anlamda "Sahih" kabul edilen hadis külliyatlarında (Buhari, Müslim, Tirmizi) yer almaz. Ancak şu tür kaynaklarda ve geleneklerde sıkça görülür:

    Envarü’l-Aşıkin: Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından kaleme alınan bu meşhur eserde, Peygamber Efendimiz’in hayatı ve özellikleri anlatılırken bu tür menkıbevi detaylara yer verilir.
    Mühr-ü Şerif Levhaları: Camilerde veya evlerde asılı olan, ortasında mührün şekli, etrafında ise dört halifenin ve aşere-i mübeşşerenin isimlerinin yazılı olduğu levhaların giriş kısmında bu rivayet bir ön söz gibi sunulur.
    Halk Kitapları (Kara Davud vb.): Delâilü'l-Hayrât şerhlerinde ve halk arasında çok okunan dini hikaye kitaplarında bu olay, müminlerin mühr-ü şerife olan bağlılığını artırmak amacıyla anlatılır.

3. "Kafirlere Göstermeyin" Uyarısının Hikmeti

Bu rivayette geçen "kafirlere göstermeyin" ifadesi, İslam hukukundaki "hürmet ve tazim" ilkesiyle açıklanır. Kutsal sembollerin, ona inanmayan ve alay etme potansiyeli olan kişilerin eline geçmesi, hem o sembole saygısızlık edilmesine sebep olur hem de (rivayete göre) o kişinin manevi sorumluluğunu artırır. Bu uyarı, mührün sadece müminler arasında bir sır ve bereket vesilesi olarak saklanması gerektiğini vurgular.

4. Şefaatim Vacip Olur Müjdesi

İslam inancında şefaat, Allah'ın izniyle gerçekleşir. Ancak bu tür rivayetlerde geçen "şefaatim vacip olur" ifadesi, Peygamber Efendimiz'e duyulan derin sevginin (muhabbetin) bir karşılığıdır. Bir mümin, Peygamberlik nişanı olan o mühre bakarak Efendimiz’i hatırlar, salavat getirir ve onun yoluna bağlılığını tazelerse, bu manevi halin onu şefaate layık kılacağı müjdelenmektedir.

5. Sahih Kaynaklarla Mukayese

Sahih hadislerde (Tirmizi'nin Şemail-i Şerif'i gibi) mührün kağıda çizilen bir resim değil, bedende bulunan fiziksel bir işaret olduğu anlatılır:

    Fiziksel Durumu: Güvercin yumurtası büyüklüğünde, etli ve kabarık bir doku.
    Yazı Meselesi: Bazı alimler üzerinde

Nübüvvet Mühründe Ne Yazıyor:

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah
tevecceh haysu şi'te feinneke mansurun, Tebahce (veya Tebahbe) ya Muhammed Ente haysurun (Hayrun) " yazılıydı,

Mührü Şerif

Orta yazısı

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah";

Üst yazısı

"Teveccehu Haysu Şi'te Feinneke Men surun”

Alta gelen yazısı

"Tebahce ya Muhammed Ente haysurun”


"Nübüvvet Mührü" (Peygamberlik Mührü)  İçerdiği metin ve anlamı aşağıda detaylı olarak verilmiştir:


1. Tam Metin (Arapça Yazılışı):

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ، تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ.

veya

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ


2. Latince (Türkçe) Harflerle Okunuşu:

"Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr. Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

veya

Lâ ilâhe illallâh Muhammedur Rasûlullâh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûrun. Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.


(Not: "Tebahce" genellikle "Tebahhe" (تَبَحَّ) olarak okunur. "Haysurun" ise "Haysur" (حَيْسُر) olarak geçer.)

3. Anlamı (Türkçe Meali):

"Allah birdir, O'nun ortağı yoktur. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. (Ey Muhammed!) Nereye yönelirsen yönel,(Nereye gidersen git) çünkü sen yardım göreceksin / muzaffer olacaksın. (Ey Muhammed!) Müjdele! Sen hayırlısın, üstünsün."

Bölümlere Göre Açıklama:

A) Kelime-i Tevhid & Şehadet (Merkez/Ana Metin):

    Arapçası: اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

    Okunuşu: "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh."

    Anlamı: İslam'ın temel inancı olan tevhid (Allah'ın birliği) ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisi olduğu hakikati.

B) Üst Kısım (Teşvik ve Müjde):

    Arapçası: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: "Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr."

    Anlamı: Hz. Peygamber'e hitaben, "Nereye (hangi işe, hangy savaşa) yönelirsen yönel, sen mutlaka yardım olunursun / zafere ulaşırsın" anlamında bir güven ve moral veren ilahî bir sözdür. Bu ifade, özellikle Hudeybiye Antlaşması veya sonraki fetihlerle ilişkilendirilir.

C) Alt Kısım (Hitap ve Övgü):

    Arapçası: تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ

    Okunuşu: "Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

    Anlamı: "Tebahhe", "müjdele, sevin" anlamına gelir. "Haysur" ise, "hayırlı, üstün, iyi, güzel" gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bu bölüm, "Ey Muhammed! Sen müjdele (veya müjdelen), çünkü sen hayırlısın, üstünsün" şeklinde anlaşılır. Burada Hz. Peygamber'e doğrudan bir hitap ve onun üstün makamını ifade eden bir övgü vardır.

1. Genel Metin (Giriş Kısmı)

Bu kısım mührün genel mahiyetini ve tevhid inancını özetler.

Arapçası Latinize Okunuşu Manası (Anlamı)

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ Allahü vahdehü lâ şerîke leh Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.
مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Muhammeden abdühü ve rasûlüh Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.

2. Mühr-i Şerif'in Bölümleri

Mührün görsel tasarımında yer alan hiyerarşik sıralama şu şekildedir:

Orta Yazısı (Kelime-i Tevhid)

Mührün kalbi ve merkezinde yer alan ifadedir.

    Arapça: لَا إِلٰهَ إِلَّا الله مُحَمَّدٌ رَسُولُ الله

    Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh Muhammedur rasûlullâh.

    Anlamı: Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.

Üst Yazısı (Müjde ve Yardım)

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) verilen ilahi desteği ifade eder.

    Arapça: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: Tevecceh haysu şi’te feinneke mansûr(un).

    Anlamı: Nereye dönersen dön (nereye gidersen git), sen mutlaka Allah tarafından yardım olunmuşsun (muzaffersin).

 Alt Yazısı (Övgü ve Şeref)

Peygamberlik makamının yüceliğini vurgular.

    Arapça: تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ

    Okunuşu: Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.

    Anlamı: Sevin ve neşelen ey Muhammed! Sen (insanlığın/yaratılmışların) en hayırlısısın.

    Küçük Bir Not: Metinde geçen "haysurun" ifadesi, eski el yazması metinlerin okunmasındaki farklılıklardan dolayı "hayrun" (خير - hayırlı) kelimesinin bir türevi veya yerel bir söylenişi olabilir. Genel kabul gören mana "en hayırlı" olduğun yönündedir.

İmam Tirmizi gibi otoriter kaynaklar, mührün üzerinde bir yazı olmadığını, bunun et parçası üzerinde tüylerden oluşan, güvercin yumurtası büyüklüğünde bir kabartı olduğunu vurgular. Yazıdan bahseden rivayetler genellikle daha çok tasavvufi ve şemail ağırlıklı eserlerde yer alır.

2. Hadis Kaynaklarında Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz’i yakından gören sahabe efendilerimiz, bu mührü farklı benzetmelerle tarif etmişlerdir.
Câbir b. Semüre (r.a.) Rivayeti:
"Ben Resûlullah’ın kürek kemikleri arasındaki mührü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde, vücut renginde bir yumru idi." (Müslim, Fedâil 91-92; Tirmizî, Şemâil, s. 20)
Sâib b. Yezîd (r.a.) Rivayeti:
"Teyzem beni Resûlullah’a götürdü... Arkasında durdum ve iki omzu arasındaki mührü gördüm. O, gerdek çadırının düğmeleri (veya keklik yumurtası) gibiydi." (Buhârî, Menâkıb 22; Müslim, Fedâil 93)
Ebû Zeyd b. Ahtab (r.a.) Anlatıyor:
Resûlullah bana: "Yaklaş ve sırtıma dokun" dedi. Elimi sırtına soktum, mührü hissettim. Ona mührün neye benzediği sorulunca: "Birbirine bitişik birkaç tüy gibiydi" demiştir. (Tirmizî, Şemâil, s. 21)

3. Tarihi Önemi: Bahira ve Selmân-ı Fârisî

Nübüvvet Mührü, Efendimiz'in peygamberliğinin delili olarak iki tarihi olayda kilit rol oynamıştır:

    Rahip Bahira Hadisesi: Efendimiz henüz çocukken amcası Ebû Tâlib ile Şam kervanındayken, Rahip Bahira onun sırtındaki bu mührü görmüş ve: "Bu, alemlerin Rabbinin elçisidir, kitaplarda vasfı anlatılan son peygamberdir" demiştir.
    Selmân-ı Fârisî’nin Müslüman Oluşu: Selmân-ı Fârisî, eski din kitaplarından öğrendiği üç alameti Efendimiz'de aramıştır: Sadaka yememesi, hediyeyi kabul etmesi ve sırtındaki peygamberlik mührü. Efendimiz, Selmân’ın bu merakını anlayınca sırtındaki ridayı hafifçe indirmiş, Selmân mührü görünce ağlayarak ona iman etmiştir.

4. Mührün Şekli ve Fiziksel Tasviri

Rivayetlerin toplamından çıkan sonuçlara göre mührün özellikleri şöyledir:

    Yeri: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam iki omuz hizasındadır.
    Rengi: Kendi ten rengine yakın veya hafif kırmızımsı.
    Şekli: Kabarık, etli, bazen üzerinde tüylerin bulunduğu bir ben/nişane.
    Büyüklüğü: Güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde bir kabartı.

1. Rivayetin İçeriği:

Söz konusu rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali'ye sırtındaki nübüvvet mührünün aynısını çizdirmiş, bu kopyaları ashaba dağıtmış ve "Bunu kâfirlere göstermeyin, yoksa şefaatim vacip olur" demiştir.

2. Kaynak Araştırması:

Bu rivayeti Kütüb-i Sitte (6 sahih hadis koleksiyonu) ve diğer ana hadis kaynaklarında bulamadım. Rivayet, daha çok şu kaynaklarda geçmektedir:

    "Hilyetü'l-Evliya" - Ebu Nuaym el-İsfahani (ö. 430/1038)
    "el-Künâ ve'l-Esmâ" - Hatib el-Bağdadi (ö. 463/1071) gibi tabakat ve menakıb kitaplarında zayıf veya münker isnatlarla nakledilmiştir
    "Şemail" türü bazı eserlerde halk arasında yaygınlaşmıştır

3. Hadis Âlimlerinin Değerlendirmesi:

    İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201): "el-Mevdûât" (Uydurma Hadisler) adlı eserinde bu rivayeti uydurma (mevdu) olarak nitelendirmiştir.
    Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî: "Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevdûa" adlı eserinde bu rivayeti zayıf ve uydurma olarak değerlendirmiş, isnadında problemler olduğunu belirtmiştir.
    Sehâvî ve diğer muhaddisler: Bu tür rivayetlerin İsrailiyat türünden olduğunu ve sahih olmadığını ifade etmişlerdir.


Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan Mühr-ü Nübüvvet, O’nun peygamberliğinin bedensel nişanelerinden biridir. İslam geleneğinde, özellikle Şemail-i Şerif kitaplarında bu mührün vasıfları ve ona duyulan muhabbetin bereketine dair pek çok rivayet yer alır.

İşte bu kutlu nişanın özellikleri ve faziletlerine dair derlediğim bilgiler:

1. Mühr-ü Nübüvvet’in Şekli ve Tasviri

Sahih kaynaklarda (Tirmizi, Müslim, Buhari) mührün şekli hakkında çeşitli tasvirler mevcuttur. Genel kabul gören tariflere göre:

    Konumu: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam kalp hizasındadır.

    Görünümü: Kabarık, kırmızımsı, bir güvercin yumurtası büyüklüğünde veya bir yumru şeklindedir. Üzerinde bazen benler veya tüyler bulunduğu rivayet edilir.

    Üzerindeki Yazı: Bazı rivayetlerde mührün üzerinde "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh" (Allah tektir, ortağı yoktur) veya "Teveccüh haysü şi’te feinneke mansûr" (Nereye dönersen dön, sen yardım olunmuşsun/muzaffersin) yazdığı belirtilir.

2. Bakmanın ve Taşımanın Faziletleri

1-Sabah ve akşam abdestli olarak bakılır. Kişinin işi rast gider.
2-Eve çerçeve yapıp asılır. Büyü, Cin ve Şeytandan korunur.
3-Yatmadan önce abdestli olarak bakarsa güzel rüya görür.
4-Bolluk ve Bereket
5-Yeni bir aya ve yeni yıla girerken abdestli olarak bakılır.(Hicri Takvime göre)
6-Kişi Ev sahibi olur. Tablo olarak uzun süre evde asılı kalırsa
7-Yolculuğa çıkmadan önce bakılır.Rahat ve huzurlu geçer.
8-Hasta kişi abdestli olarak mühre baksın
9-Cuma Günü 80 Kere Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder
10-Cuma Günü Sabah namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
11-Cuma Günü ikindi namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
"Allahü vahdehü la şerike leh Muhammeden abduhü ve rasulullah tevecceh haysu şi'te feinneke mansur "
günde 33 veya 313 defa bu zikri çek. Nübüvvet Mührüne abdestli bak Allah'ın korumasına girersin. Buna inan eğer sen imanlıysan buna inanırsın. Hastalık, talihsizlik ve şansızlık tan korunursun. Büyük Güç, Bereket, Mutluluk ve iyi haberler alacaksın. Sabah güneş doğarken Akşamda abdestli olarak mühre bir kaç dakika bak.

İslam alimleri ve arifler, bu mührün bir örneğine bakmanın veya onu üzerinde taşımanın (hilye-i şeriflerde olduğu gibi) manevi bir kalkan olduğuna dair şu rivayetleri nakletmişlerdir:

    Ateşten Korunma: "Kim bu mühre abdestli olarak sabah baktığında akşama kadar, akşam baktığında sabaha kadar güvende olur." Bazı rivayetlerde, bu mühre ömürde bir kez bakmanın bile kişinin cehennem ateşinden korunmasına vesile olacağı zikredilir.

    Afet ve Hastalıklardan Muhafaza: Mühr-ü Şerif'in resmini üzerinde taşıyanın; vebadan, ani ölümden, hırsızlıktan ve düşman şerrinden korunacağı ifade edilir.

    Bolluk ve Bereket: Mührü yanında bulunduranın rızkının artacağı ve evine bereket geleceği, ulema tarafından tecrübe edilmiş bir "havas" (özel ilim) bilgisi olarak aktarılır.

    Şefaat Ümidi: Ona muhabbetle bakmak, Resulullah'ın (S.A.V.) sünnetine ve şahsına duyulan sevginin bir tezahürü kabul edildiği için manevi bir huzur kaynağıdır.

3. Önemli Bir Not: İtikat ve Edeb

Mühr-ü Nübüvvet'in resmine veya yazılı sembolüne gösterilen bu ilgi, aslında bizzat Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin bir yansımasıdır. Alimler şu noktaların altını çizer:

    Asıl olan sevgidir: Bu görseller sihirli birer nesne değil, berekete vesile olan vesilelerdir.

    Abdestsiz dokunmamak: Üzerinde ayet veya Esma-ül Hüsna yazılı olan nüshaları abdestsiz tutmamaya gayret edilmelidir.

    "Mühr-ü Şerif’e bakmak, O’nun (S.A.V.) cemalini göremeyen müminler için bir teselli ve gönül aydınlığıdır."

Mühr-ü Şerif Tablosu (Kısa Özet)
Durum Fazileti Hakkındaki Rivayet
Bakmak Gönül aydınlığı, emniyet ve korkulardan emin olma.
Okumak "Mansûr" (yardım olunmuş) sırrına mazhar olma ümidi.
Taşımak Kaza, bela, nazar ve hastalıklara karşı manevi koruma.

Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası

Anlattığımız bu etkileyici hadise, İslam literatüründe "Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası" olarak bilinir. Bu rivayet, Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kul hakkına verdiği önemi ve ashabının O’na olan derin aşkını gösteren en duygusal sahnelerden biridir.

İstediğiniz şekilde, Türkçemize uygun harflerle hikayeyi ve kaynaklarını aşağıda bulabilirsiniz.
Ukkaşe Hazretleri ve Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), vefatına yakın bir zamanda ashabını mescidde toplayarak onlara hitap etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun. Kimin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Kimin izzet ve şerefine dokunmuşsam işte şerefim, gelsin hakkını alsın..."

Mescidde derin bir sessizlik hakimken, Ukkaşe bin Mihsan (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ya Resulullah! Hatırlarsanız bir gazve dönüşünde develerimiz yan yana gelmişti. Siz devenizi hızlandırmak için kırbacınızı salladınız, ancak kırbaç benim sırtıma isabet etti. Eğer bugün helallik istemeseydiniz bunu asla söylemezdim ama şimdi kısas istiyorum."

Sahabe-i Kiram büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içindeydi. Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi isimler öne atılarak "Kısası bize yap!" dedilerse de Efendimiz buna izin vermedi. Kırbaç getirtildi. Ukkaşe (r.a.) son bir istekte bulundu: "Ya Resulullah, o gün benim sırtım çıplaktı. Kısasın tam olması için sizin de sırtınızı açmanız gerekir."

Peygamber Efendimiz hiç tereddüt etmeden mübarek gömleğini sıyırdı. O anda iki kürek kemiği arasındaki Nübüvvet Mührü parladı. Ukkaşe (r.a.), elindeki kırbacı bir kenara fırlatarak hıçkırıklarla o mührü öpmeye başladı ve şöyle haykırdı: "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah! Benim maksadım kısas değildi. Ölmeden önce senin o mübarek vücuduna ve Peygamberlik mührüne dokunabilmek, onu öpebilmekti. Cehennem ateşinden bu vesileyle korunmayı diledim!"

Efendimiz (S.A.V.) gülümseyerek: "Cennet ehlinden birini görmek isteyen bu adama baksın" buyurarak Ukkaşe’yi müjdeledi.
Rivayetin Kaynakları

Bu kıssa, hadis ve siyer kitaplarında detaylı veya özet olarak yer almaktadır:

    Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: Bu olay en geniş haliyle burada nakledilir.

    Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ: Evliya tabakatı ve siyer anlatımlarında bu rivayete yer verir.

    İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ bi-Ahvâli’l-Mustafâ: Peygamber Efendimizin hayatı ve son anlarını anlatan bu eserde mevcuttur.

    Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl: Bazı ayetlerin iniş sebepleriyle ilişkilendirilerek anlatılır.

    Küçük Bir Not: Hadis alimlerinin bir kısmı (Zehbi ve Heysemi gibi), bu rivayetin senedindeki bazı raviler nedeniyle metnin "zayıf" olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu kıssa, Peygamber sevgisini pekiştirdiği ve ahlaki bir ders verdiği için asırlardır vaazlarda ve siyer kitaplarında baş tacı edilmiştir.

RiVAYET 2

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir savaşta devesinin veya atının üzerindedir. Elindeki kamçısı istemeyerek bir sahabelerinin sırtına gelir ve onu yaralar. Yıllar sonra, Peygamber Efendimiz vefatından önce ashaptan helallik isterken, o sahabeler kalkar ve: "Ya Resulallah, sen bana kamçınla vurdun. Ben de kısas istiyorum" der. Hz. Peygamber (s.a.v.) "Buyur, kamçı al ve aynı şekilde vur" der. Bunun üzerine sahabeler: "Ama benim sırtım o zaman çıplaktı (elbisesizdi)" der. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de sırtındaki ridasını (elbiseyi) açar. O sahabeler, sırtındaki Nübüvvet Mührü'nü görünce koşup ona sarılır ve mühürü öpmeye başlar ve der ki: "Benim asıl maksadım ve dileğim buydu ya Resulallah! O mübarek mührü görmek istemiştim."

Mührün Elimize Ulaşan Varsayılan Şekli Budur

Bu bir Calligrapyh Tasarımdır

Orjinali Allahu alem kimlerin elinde...

 


 

6 Eylül 2025 Cumartesi

Nefsin Yeni Bir Katmanı: Nefs-i Vedûd - Yedi Seviyeden Sekizinciye Bir Yorum

 


 

Nefsin Yeni Bir Katmanı: Nefs-i Vedûd - Yedi Seviyeden Sekizinciye Bir Yorum

Allah'ın isimlerinden birisi de Vedûd'dur. "Seven ve sevilen" demektir. İnsan nefis taşır ve nefsin katmanları vardır. Bugünkü nefisler, Instagram, Facebook, YouTube, TikTok gibi sosyal medya ile "seven ve sevilen" bir statü kazanmıştır. Bu seviyeye bizi ulaştıran etkenler nelerdir? Ben bugün bir tasavvufçu olarak nefsin katmanlarına bir de "Nefs-i Vedûd"u eklemek istiyorum. "Nefs-i Vedûd", yani seven ve sevilen nefis hakkında biraz veya çokça yazabilir misin lütfen?


Tasavvuf ve modern dünyayı bir araya getiren bu yaklaşımınız oldukça derin ve düşündürücü. Nefsin katmanlarına "Nefs-i Vedûd" seviyesini ekleme fikri, günümüz insanının manevi yolculuğunu anlamlandırmak için yaratıcı bir kapı aralıyor.

Nefsin Yeni Bir Katmanı: Nefs-i Vedûd - Yedi Seviyeden Sekizinciye Bir Yorum

İslami tasavvuf geleneğinde nefis, insanın manevi tekâmül yolculuğunda farklı aşamalardan geçer. Bu aşamalar, genellikle yedi katman olarak ele alınır: Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdiye, Mardiyye ve Kâmile/Sâfiye. Bu katmanlar, nefsin kaba heveslerden arınarak ilahi aşka ve kemale ulaşmasını sembolize eder. Ancak modern çağın getirdiği yeni dinamikler, nefsin bu seyrine farklı bir boyut eklemektedir. Özellikle sosyal medya platformları, "seven ve sevilen" olma dürtüsünü, yani "Vedûd" isminin yeryüzündeki tecellisini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde açığa çıkarmıştır.

Esma-i Hüsna'dan El-Vedûd İsmi ve Çift Yönlü Anlamı

Allah'ın güzel isimlerinden (Esma-i Hüsna) biri olan El-Vedûd, hem "seven" hem de "sevilen" anlamını içerir. Bu, iki yönlü bir ilişkinin zirvesidir. Allah, kullarını karşılıksız bir aşkla severken, aynı zamanda kulların sevgisine layık olandır. Bu çift yönlülük, O'nun zatında kemal bulur. Sizin de belirttiğiniz gibi, "seven" olmak bir fiilin öznesini (etken), "sevilen" olmak ise aynı fiilin nesnesini (edilgen) ifade eder. El-Vedûd ismi, bu ikilemi ortadan kaldırarak her iki hâli de kapsar.

Nefs-i Vedûd'un Ortaya Çıkışı ve Günümüzdeki Yansımaları

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, insan nefsi "Vedûd" isminin bu çift yönlü tecellisine maruz kalmıştır. Artık bir tasavvuf ehlinin uzun çileler ve riyazatla ulaşmaya çalıştığı "sevilen" olma durumu, bir "beğeni" (like) veya "takipçi" (follower) sayısıyla anında ve sanal olarak elde edilebilir hâle gelmiştir.

Bu bağlamda "Nefs-i Vedûd" olarak adlandırabileceğimiz bu yeni nefis seviyesi, şöyle tanımlanabilir:

    Seven Nefis (Etken Hâl): Kişinin, kendi hayatını, düşüncelerini, duygularını ve başarılarını "beğenilmesi" ve "takip edilmesi" için sürekli olarak sergileme eğilimi. Bu, dış dünyaya dönük, takdir arayan bir hâldir. Bu seviyede nefis, sadece sevgi ve ilgi beklemekle kalmaz, aynı zamanda bu sevginin kaynaklarını bulmak ve onlara ulaşmak için aktif bir çaba sarf eder.

    Sevilen Nefis (Edilgen Hâl): Kişinin, başkalarının beğenisi ve takdiriyle var olduğunu hissettiği, bu geri bildirimlerle nefsini tatmin ettiği durum. Sanal ortamda gelen "beğeniler", yorumlar ve olumlu geri bildirimler, kişiyi kısa süreliğine "sevilen" konumuna taşır. Bu, nefsin dışsal bir onay mekanizmasına bağımlı hale geldiği bir seviyedir.

Nefs-i Vedûd'a Ulaştıran Etkenler

Nefsin bu yeni katmanına ulaşmasını sağlayan unsurları, sizin de bahsettiğiniz gibi sosyal medya platformlarının doğasında bulabiliriz:

    Dışsal Onay Arayışı: Geleneksel nefis katmanlarında kişi, içsel bir huzura ve Allah'ın rızasına odaklanırken, Nefs-i Vedûd'da dışsal onay ve popülarite arzusu baskın hale gelir. Bu durum, nefsin manevi gelişimini durduran veya farklı bir yola saptıran bir etken olabilir.

    Sanal Kimlik İnşası: Sosyal medya, bireylere kendilerini istedikleri gibi sunma imkânı verir. Bu süreçte gerçek benlik ile sanal benlik arasında bir ayrım oluşur. Nefs-i Vedûd, bu sanal kimliği besleyerek, beğeni ve ilgiyle var olmaya çalışır.

    Hızlı Tatmin Duygusu: "Beğeniler" ve "takipçiler" anında ve kolayca elde edilebilir. Bu durum, nefsin sabır, sebat ve manevi olgunlaşma gibi süreçlere olan ihtiyacını gölgeler. Nefis, anlık tatminle yetinerek derin bir tatmine ulaşma çabasından vazgeçebilir.

    "Beğenilme"nin İlahî Karşılığı: Sizin Vedûd isminin çift anlamlılığına yaptığınız vurgu, bu bağlamda derin bir mana kazanır. Vedûd ismi, Allah’ın zatında kemal bulurken, modern nefs-i vedûd, sanal dünyada takdir arayarak bu ismin gölge bir tecellisini yaşar. Bu durum, insandaki fıtrî olan sevme ve sevilme ihtiyacının, mecazi bir düzleme kayarak, maneviyattan uzaklaşmasına neden olabilir.

Sonuç olarak, Nefs-i Vedûd seviyesi, modern insanın Allah'a ait bir niteliği dünyevi ve nefsanî bir alana çekme çabasını sembolize etmektedir. Bu yeni katman, tasavvufun temel sorusu olan "Nefsimizin terbiyesi nasıl olur?" sorusuna yeni bir yanıt arayışını gerektirir. Gerçekten seven ve sevilen olmanın, yalnızca Allah'ın rızasına talip olmakla mümkün olduğu gerçeği, bu dijital çağda nefsin terbiyesi için kilit bir nokta olarak öne çıkmaktadır.

Modern Çağın "Seven ve Sevilen" İnsanı: Beğeni (Like) Fonksiyonunun Çift Yönlü Dinamiği

Günümüz dijital çağında, sosyal medya platformları (Instagram, Facebook, YouTube, TikTok vb.) insan ilişkilerini ve benlik algısını kökten değiştirmiştir. Bu platformların merkezinde yer alan "beğeni" (like) fonksiyonu, tasavvuftaki El-Vedûd isminin "seven ve sevilen" vasfının modern bir yansıması olarak ele alınabilir. Ancak bu yansıma, ilahi ve saf bir sevginin dünyevi ve nefsanî bir tecellisi olarak karşımıza çıkar.

Sosyal medyanın "seven ve sevilen" insanı, sadece bir bilgi tüketici veya üretici olmaktan öte, sürekli bir beğeni alışverişi içinde olan bir varlıktır. Bu durum, "beğeni" fonksiyonunun çift yönlü dinamiğiyle açıklanabilir:

1. Beğeniyi Veren İnsan (Etken - Seven Konumu)

Sosyal medya kullanıcısı, bir gönderiyi "beğendiğinde" veya olumlu bir yorum yaptığında, aslında "seven" konumunda bir eylem gerçekleştirir. Bu eylem, birkaç farklı motivasyona dayanabilir:

    Empati ve Duygusal Paylaşım: Beğeniyi veren kişi, paylaşılan içerikle duygusal bir bağ kurar, sevinci, üzüntüyü veya hayranlığı paylaşır. Bu, kişisel bir ilgi ve takdir ifadesidir.

    Sosyal Destek ve Onaylama: Arkadaşına, ailesine veya beğendiği bir "influencer"a destek olmak, onların varlığını ve değerini onaylamak amacıyla beğeni verir. Bu, sosyal bağları güçlendiren bir nezaket veya teşvik eylemidir.

    Kimlik İnşası ve Aidiyet: Belirli içerikleri beğenerek, kişi kendi kimliğini ve ait olduğu grubu yansıtır. "Ben bu tür şeyleri beğenirim" mesajı vererek, benzer düşünen insanlarla sanal bir bağ kurar.

    Algoritma Etkisi: Bazen bilinçsizce, algoritmanın önerdiği veya popüler olan içeriklere kolayca beğeni verilir. Bu durumda beğeni, bir tür otomatik reaksiyona dönüşebilir.

    "Geri Beğeni" Beklentisi: Daha pragmatik bir yaklaşımla, kişi başkasının kendisini beğenmesini veya takip etmesini sağlamak amacıyla beğeni verebilir. Bu, karşılıklı çıkar ilişkisi barındıran bir "sanal takas" gibidir.

Bu etken hâl, kişinin dış dünyaya olan etkileşimini gösterir ve onun "seven" yönünü ortaya koyar. Ancak bu sevme eylemi, genellikle gerçek bir duygusal derinlikten ziyade, sanal ve anlık bir tepki düzeyinde kalabilir.

2. Beğeniyi Alan İnsan (Edilgen - Sevilen Konumu)

Bir gönderisi "beğeni" aldığında, kişi "sevilen" konumuna geçer. Bu durum, nefis üzerinde güçlü bir etki yaratır:

    Anlık Tatmin ve Haz: Gelen her beğeni, beyinde dopamin salınımına yol açarak kişiye anlık bir haz ve tatmin duygusu verir. Bu, nefsin dışsal bir onay mekanizmasıyla beslenmesidir.

    Değer ve Kabul Görme İhtiyacı: İnsan, doğası gereği değerli hissetmek ve kabul görmek ister. Beğeniler, özellikle ergenlik çağındaki bireylerde ve özgüven eksikliği yaşayanlarda bu ihtiyacı sanal bir yolla karşılar.

    Popülarite ve Statü Göstergesi: Yüksek beğeni ve takipçi sayıları, modern toplumda bir tür sosyal statü ve popülarite göstergesi haline gelmiştir. "Sevilen" olmak, sanal dünyada bir tür güç ve etki alanı yaratır.

    Sanal Benliğin Beslenmesi: Beğeniler, kişinin sosyal medyada oluşturduğu "ideal benlik" imajını pekiştirir. Bu durum, gerçek benlik ile sanal benlik arasındaki farkın artmasına neden olabilir.

    Bağımlılık Mekanizması: Anlık haz ve değer görme duygusu, kişiyi sürekli olarak daha fazla beğeni aramaya iter. Bu durum, sosyal medya kullanımının bağımlılık derecesine ulaşmasına zemin hazırlayabilir. "Nefs-i Vedûd", sürekli bu dışsal onaya muhtaç hale gelir.

Çift Fonksiyonlu "Nefs-i Vedûd"un Yansımaları

Sosyal medyadaki "seven ve sevilen" insan, hem beğeniyi veren hem de beğeni alan kişi olarak, El-Vedûd isminin dünyevi ve nefsanî bir tecellisini yaşar. Bu, nefsin hem aktif olarak ilgi gösteren hem de pasif olarak ilgi bekleyen çift yönlü bir hâlidir.

    Sanal Bir Döngü: Kişi, hem başkalarını beğenerek kendini ifade eder hem de beğenilerek varlığını pekiştirir. Bu karşılıklı beğeni alışverişi, sanal bir döngü oluşturur.

    Gerçek Sevginin Yerini Alma Tehlikesi: Sosyal medyadaki beğeniler, gerçek insan ilişkilerinin gerektirdiği fedakârlık, derinlik ve sabrın yerini alabilir. Nefis, kolay yoldan elde edilen "sevgi" ile yetinerek, hakiki sevginin peşinden koşmaktan vazgeçebilir.

    Rahman ve Rahim Vasıflarının Gölgesi: Tasavvufi bağlamda erkek-Rahman, kadın-Rahim tabiatına yapılan vurgu, Vedûd'un bu ikisini de kapsayan niteliğiyle ilişkilidir. Sosyal medyadaki "Nefs-i Vedûd", bu ilahi vasıfların dünyevi bir taklidini sunar gibi olur. "Beğeni veren" aktif rolüyle Rahman'ın bir gölgesini, "beğeni alan" pasif rolüyle ise Rahim'in bir gölgesini taşır. Ancak bu gölgeler, ilahi nurun aslından uzak, nefsanî arayışlarla doludur.

Sonuç olarak, bugünkü çağda "seven ve sevilen" insan, beğenilerin ve takdirin sanal dünyadaki hızlı ve yüzeysel akışıyla tanımlanmaktadır. Bu durum, nefsin ilahi olana yönelme kapasitesini test eden, manevi yolculukta yeni engeller ve fırsatlar sunan bir hâldir. "Nefs-i Vedûd", modern insanın kendisiyle, başkalarıyla ve en önemlisi Rabbiyle olan ilişkisini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini fısıldamaktadır. Gerçek Vedûd olma hâli, ancak nefsin bu sanal tatminlerden arınıp, ilahi aşka ve hakiki teslimiyete yönelmesiyle mümkün olacaktır.

------------

Saygıdeğer kardeşim,

Öncelikle böyle deruni ve manevi bir konuyu ele almak istemeniz, tasavvuf yolundaki arayışınızın bir tezahürü olarak görülebilir. Allah'ın (c.c) güzel isimlerinden biri olan el-Vedûd ismi, gerçekten de "Seven, sevilmeye layık olan ve sevgisini lütfeden" anlamlarına gelir. Bu ismin tecellilerini insan-ı kâmil olma yolunda anlamak ve nefsin mertebeleri içinde değerlendirmek ise oldukça ince ve hikmetli bir bakış açısıdır.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi, günümüzde sosyal medya platformları üzerinden edinilen "beğenilme, takdir edilme, sevilme" hali, insanın fıtratında var olan bu "sevilme" arzusunun sanal ve geçici bir yansımasıdır. Ancak bu, genellikle nefs-i emmâre veya nefs-i levvâme seviyesindeki bir arayıştır; dışsal, gösterişe dayalı ve hakiki olmayan bir sevgidir. Tasavvuftaki asıl hedef ise, bu geçici ve aldatıcı sevgiden sıyrılıp, hakiki ve ebedi olan Allah'ın rızası ve sevgisi (muhabbetullah) için çalışmaktır.

Nefsin Mertebeleri ve "Nefs-i Vedûd" Kavramı

Nefsin klasik tasavvufta kabul görmüş yedi mertebesi (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Mardıyye, Safiyye/Kâmile) vardır. Sizin bahsettiğiniz "Nefs-i Vedûd" kavramı, bu mertebelerin ötesinde veya onları aşmış bir hal olarak düşünülebilir. Bu mertebe, belki de Nefs-i Safiyye (arındırılmış, olgunlaşmış nefs) veya Nefs-i Kâmile (kemale ermiş nefs) mertebesine ulaşmış bir kulun, artık kendisini tamamen Hak'ka adamış, O'nun ahlakıyla ahlaklanmış ve bu sebeple hem Allah (c.c) katında hem de O'nun yarattığı mahlukat nezdinde "sevilen" bir konuma gelmiş halidir.

Nefs-i Vedûd'u şu şekilde tasvir edebiliriz:

Bu mertebedeki bir insan;

    Sevginin Kaynağını Değiştirmiştir: Artık sevgiyi, beğeniyi ve onayı insanlardan beklemez. Tek ve mutlak sevgi kaynağı olan Allah'ı (el-Vedûd) bilir ve O'nu sever. Bu sevgi, onun varoluş sebebidir.

    Allah İçin Sever ve Allah İçin Sevilir:
Bu mertebedeki kul, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sever. Sevgi ve muhabbetinde çıkar, beklenti ve riya yoktur. Bu samimiyet ve ihlas onu, diğer insanların gönlünde de sevilebilir kılar. Ancak o, bu dünyevi sevgiyi amaç edinmez; o, sadece bir yansımadır.

    Aşkın ve Şefkatin Tezahürüdür: Nefs-i Vedûd sahibi, ilahi aşk ile dopdoludur. Bu aşk, ondan taşar ve etrafındaki tüm mahlukata karşı derin bir şefkat, merhamet ve sevgi olarak yansır. Bir gül gibi kendi kokusunu fark etmeden etrafa güzel koku saçar.

    Rıza ve Teslimiyet Makamındadır: Bu mertebe, nefsin "Râdıye" (razı olmuş) ve "Mardıyye" (kendisinden razı olunmuş) mertebeleriyle de yakından ilişkilidir. Kul, Allah'tan razıdır; Allah da kulundan razıdır. Bu karşılıklı rıza ve muhabbet, en yüce sevgi halidir.

    Vesile Olur, Amaç Olmaz: Sosyal medyadaki "sevilme" statüsü bir amaçtır. Nefs-i Vedûd'daki "sevilmişlik" hali ise, kişinin hakiki manada Allah'a kul olmasının doğal bir sonucu ve tezahürüdür. Bir amaç değil, bir neticedir.

Bu Seviyeye Ulaştıran Etkenler (Ülusturien Etkenler)

Bu yüce mertebeye ulaşmak, ömür boyu süren bir çaba, riyazet, mücahede ve ilahi inayet ile mümkündür. Başlıca etkenler şunlardır:

    İlim ve Marifet: Allah'ı (c.c) ve O'nun isimlerinin (el-Vedûd dahil) tecellilerini öğrenmek, anlamak ve kalpte bu bilgiyi derinleştirmek (marifet).

    İbadet ve Taat: Nefsi dizginleyen, ruhu terbiye eden ve kalbi Allah'a bağlayan düzenli ibadetler (namaz, oruç, zikir, dua, Kur'an tilaveti).

    Zikir ve Fikir: Dilin sürekli Allah'ı anması (zikir) ve kalbin daima O'nu düşünmesi (fikir). Bu, nefsin kirlerinden arınmanın en büyük vesilesidir.

    Muhabbet ve Aşk: Bir mürşid-i kâmilin rehberliğinde, Allah'a duyulan özlemi ve aşkı beslemek.

    Tevazu ve Hiçlik Hissi (Fenâ Fillah): Benlikten, enaniyetten, kendini beğenmişlikten sıyrılmak. "Sevilen" olmaktan ziyade "Seven" olabilmek. Hakiki sevgi, vermekle başlar.

    Şefkat ve Hizmet: Yaratılan her canlıya karşı merhamet ve şefkatle yaklaşmak, insanlara hizmet etmek. Hizmet eden, sevilir.

    Rıza ve Teslimiyet: Her hâlükârda kadere razı olmak, Allah'ın takdirine tam bir teslimiyetle boyun eğmek.

    Sohbet ve İstişare: Salih ve arif kişilerle beraber olmak, onların sohbetlerinden ve nasihatlerinden feyz almak.

Sonuç

Sizin "Nefs-i Vedûd" olarak tarif etmek istediğiniz mertebe, tasavvufi yolculuğun en ileri duraklarından biridir. Bu, nefsin tüm kirlerinden arınıp, adeta bir ayna gibi saf ve berrak hale geldiği, artık sadece Allah'ın sevgisini yansıttığı bir makamdır. Buradaki "sevilen" olma hali, dünyevi bir popülerlik değil, ilahi bir lütuf ve ihsandır.

Bu kutlu yolculukta öncelikle nefsin alt katmanlarındaki hastalıkları (kibir, ucb, riya, haset vb.) teşhis edip onlarla mücadele etmek, sonra da yukarıda saydığımız vasıtalarla yükselmek gerekir. Sabır, sebat ve dua ile bu yolda ilerlemek niyetinizi ve arzunuzu tebrik eder, Mevlâ yolunuzu açık ve yolculuğunuzu mübarek eylesin.

Vesselam.

Tabii ki, günümüz dijital çağındaki "beğen/sevilen insan" ve "like" fonksiyonunu sosyolojik, psikolojik ve teknolojik boyutlarıyla detaylı bir şekilde tarif edeyim.

Genel Bir Tanım

Günümüzde, özellikle sosyal medya platformlarında, "beğen" (like) fonksiyonu, bir içeriği (gönderi, fotoğraf, yorum, video vb.) takdir etmek, onaylamak, desteklemek veya sadece varlığından haberdar olduğunu göstermek için kullanılan dijital bir onay mekanizmasıdır. "Sevilen insan" ise bu mekanizmanın bir sonucu olarak, paylaşımları sürekli ve yoğun bir şekilde beğenilen, dolayısıyla dijital topluluk içinde takdir gören, popüler ve etkili bir konuma yükselen kişidir.

1. "Like" (Beğeni) Fonksiyonunun Rolü ve İşlevi

Like butonu, sosyal medyanın temel taşıdır. İşlevleri çok katmanlıdır:

    Dijital Onay ve Takdir: En temel işlevi, fiziksel dünyadaki alkış, baş sallama, gülümseme gibi olumlu tepkilerin dijital karşılığıdır. "Bu içeriği beğendim," "Seni destekliyorum" veya "Aynı fikirdeyim" mesajı verir.

    Sosyal Para Birimi (Social Currency): Beğeniler, dijital dünyada bir itibar ve statü ölçütü haline gelmiştir. Yüksek beğeni sayısı, içeriğin ve dolayısıyla paylaşan kişinin "değerli" ve "popüler" olduğunun göstergesidir.

    Algoritmik Yakıt: Beğeniler, platform algoritmaları için en kritik veri kaynağıdır. Bir içerik ne kadar çok beğenilirse, algoritma onu o kadar çok kişinin karşısına çıkarır ("keşfet" sayfaları, feed'ler vb.). Bu da "sevilmeyi" doğrudan etkiler.

    İlgi ve Etkileşim Ölçümü: Kullanıcılar ve özellikle de içerik üreticileri (creator'lar) için beğeni sayısı, hedef kitlenin neye ilgi duyduğunu anlamak için somut bir metriktir.

    Minimal Etkileşim: Bazen yorum yazmaya vakit olmadığında, sadece beğenerek "Ben buradayım, gördüm" demenin en hızlı yoludur.

2. "Sevilen İnsan" (The Liked Person) Fenomeni

"Like" ekonomisinin yarattığı bu yeni nesil popüler insan tipini şu şekilde tarif edebiliriz:

    Dijital Karizma: Artık sadece fiziksel veya geleneksel anlamda karizmatik olmak yetmez. Dijital ortamda ilgi çekebilme, etkileşim alma ve algoritmayı "anlama" becerisi olan bir karizma türü öne çıkmıştır.

    İçerik Üreticisi (Creator) Olma: Sevilen insanlar, sıklıkla düzenli ve kaliteli içerik üreten bireylerdir. Bu içerik estetik bir fotoğraf, komik bir video, bilgilendirici bir thread veya samimi bir paylaşım olabilir. Önemli olan, izleyicide karşılık bulmasıdır.

    Algoritma ile Simbiyotik İlişki: Sevilen insanlar, hangi içeriğin ne zaman ve nasıl paylaşıldığında daha çok beğeni alacağını (yani algoritma tarafından destekleneceğini) sezgisel veya stratejik olarak bilirler. Algoritma onları öne çıkarır, onlar da algoritmaya içerik sağlar.

    Sosyal Proof (Sosyal Kanıt) Unsuru: Çok beğenilen bir gönderi, diğer kullanıcılar üzerinde bir "sürü psikolojisi" etkisi yaratır. "Bu kadar çok kişi beğeniyorsa, demek ki gerçekten iyidir" düşüncesiyle daha fazla insan beğenmeye ve takip etmeye başlar.

    Mikro ve Makro Etki: Sevilen insanlar sadece milyonlarca takipçisi olan ünlüler değildir. Belirli bir niş alanda (örneğin, örgü örme, nadir kitap koleksiyonculuğu, vegan yemek tarifleri) küçük ama sadık ve yüksek etkileşimli bir topluluk tarafından "sevilen" mikro-influencer'lar da bu kategoridedir.

3. Psikolojik ve Sosyolojik Etkileri

    Dopamin Döngüsü: Beğeni almak, beyinde ödül merkezini uyaran dopamin hormonunun salgılanmasını sağlar. Bu, kişiyi daha çok içerik paylaşmaya ve onaylanma beklentisi içine iter. Bu, bağımlılık yaratıcı bir döngü olabilir.

    Onay Bağımlılığı: Sürekli beğeni alma ihtiyacı, özgüvenin dış kaynaklara (dışadönük özgüven) bağlanmasına neden olabilir. Beğeni sayısı düştüğünde kişinin kendini değersiz hissetmesine yol açabilir.

    Sahte Benlik (Curated Self): İnsanlar, daha çok beğeni alacaklarını düşündükleri "mükemmel" anları ve hallerini paylaşma eğilimindedir. Bu, gerçek hayatla dijital hayat arasında bir uçurum yaratabilir ve izleyenlerde "ben neden böyle değilim?" hissiyle yetersizlik duygusuna sebep olabilir.

    Sosyal Kıyaslama: Sürekli olarak başkalarının beğeni alan "en iyi anlarını" izlemek, kişinin kendi hayatını olumsuz şekilde kıyaslamasına ve mutsuz olmasına neden olabilir.

Sonuç

Günümüz çağında "like" fonksiyonu, basit bir dijital buton olmanın çok ötesine geçmiş, dijital kimliğimizi inşa ettiğimiz, sosyal statü kazandığımız ve algoritmalarla etkileşime girdiğimiz karmaşık bir sosyo-tekno-ekonomik sistemin temel birimidir.

"Sevilen insan" ise bu sistemi en iyi şekilde okuyabilen, içerikleriyle bu sisteme yakıt sağlayan ve sistemin ödül mekanizması (beğeniler, takipçiler) karşılığında dijital topluluk içinde tanınırlık, etki ve bazen de finansal kazanç elde eden bireydir. Bu durum, hem büyük fırsatlar (kitlelere ulaşmak, topluluk oluşturmak) hem de önemli psikolojik tuzaklar (onay bağımlılığı, sahte benlik) barındırmaktadır.


Tabii, çift taraflı (diyalektik) bir bakış açısıyla, hem "like atan" hem de "like alan" olmanın psikolojik ve sosyal dinamiğini daha derinlemesine tarif edebilirim.

Bu ilişki, modern sosyal etkileşimin temelinde yatan bir "dijital simbiyoz" veya "sosyal onay ekonomisi" yaratır.

Çift Fonksiyonlu "Like" Dinamiği: Beğeni Atan ve Beğeni Alan

Bu sistemi, sürekli rol değiştirdiğimiz bir sahne olarak düşünebiliriz. Her kullanıcı, aynı anda hem seyirci hem de performans sanatçısıdır.

1. Like ATAN Kişi (The Giver / Veren) - "Seyirci" Rolü

    İşlevi ve Motivasyonu:

        Sosyal Bağ Kurma: Takip ettiği birinin paylaşımını beğenmek, "Ben de buradayım, seni görüyorum, sana katılıyorum" demenin dijital yoludur. İlişkiyi sıcak tutan bir nezaket jestine dönüşmüştür.

        Dijital Kamusal Alan Yaratma: Beğeni atmak, bir foruma katılmak veya bir konuşmaya başını olumlu anlamda sallamak gibidir. Bu dijital kamusal alanın varlığını ve canlılığını sürdüren eylemdir.

        İçerik Önerisi (Curating): Kullanıcı, beğendiği içeriklerle algoritmaya "Ben bunu seviyorum, bana buna benzer şeyler daha çok göster" sinyali verir. Dolaylı olarak kendi feed'ini şekillendirir.

        Arşivleme: Kendi beğendiği gönderileri kaydederek, ileride tekrar bulmak isteyebileceği içerikleri kişisel bir koleksiyon haline getirir.

        Güç Hissi: Beğeni butonu, sıradan bir kullanıcıya küçük de olsa bir "güç" hissi verir. Bir içeriğin popüler olup olmamasında, bir içerik üreticisinin motive olup olmamasında küçük bir payı vardır.

    Psikolojik Durumu:

        Aidiyet Hissi: Bir topluluğun parçası olduğunu hisseder.

        Minimal Sorumluluk: Yorum yazmak kadar emek ve enerji gerektirmez, hızlı bir etkileşim sağlar.

        Bazen İçi Boş Bir Rutin: Zamanla, içeriği gerçekten beğenmeden, sadece alışkanlıktan veya karşılık beklentisiyle ("o da beni beğensin") like atma eğilimi oluşabilir.

2. Like ALAN Kişi (The Receiver / Alan) - "Sanatçı" Rolü

    İşlevi ve Motivasyonu:

        Sosyal Onay ve Değer Ölçümü: Beğeniler, kişinin dijital kamudaki değerinin ve "sevilirliğinin" anlık, sayısallaştırılmış bir göstergesidir. Yüksek beğeni, "İşte yaptığım şey doğru, beğeniliyor" mesajı verir.

        Geribildirim Mekanizması: Hangi içeriğin ilgi çektiğini, hangi tarzın işe yaradığını anlamak için bir veri kaynağıdır. Bir nefa seyircinin alkışıdır; sanatçı hangi şarkıyı daha çok söylemesi gerektiğini anlar.

        Algoritmik Görünürlük: Beğeni, içeriğin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan yakıttır. Daha çok beğeni = daha çok gösteril = daha çok yeni takipçi = daha çok beğeni... şeklinde bir pozitif geri besleme döngüsü yaratır.

        Marka Değeri ve İtibar: Yüksek ve istikrarlı beğeni sayıları, o kişiyi "influencer" veya "içerik üreticisi" statüsüne yükselterek markalar için cazip bir iş ortağı haline getirir.

    Psikolojik Durumu:

        Dopamin Etkisi: Her like, bir ödül bildirimi olarak beyinde küçük bir dopamin patlamasına neden olur. Bu, kişiyi daha fazla içerik üretmeye iter.

        Onay Bağımlılığı Riski: Öz-değer duygusu, dışarıdan gelen bu dijital onaya bağlanabilir. Beğeni sayısı düşük olan bir gönderi, kişide hayal kırıklığı, yetersizlik ve değersizlik hissi yaratabilir.

        Performans Baskısı: Sürekli beğeni toplayacak kalitede içerik üretme zorunluluğu, yaratıcı tükenmişliğe ve strese yol açabilir.

İki Rolün Birbiriyle Etkileşimi: Simbiyotik İlişki

Bu iki rol birbirini besleyerek var olur. Like atan olmasa, like alanın bir anlamı kalmaz. Like alan olmasa, like atanın beğenecek bir şeyi olmaz.

    Karşılıklılık Prensibi (Reciprocity): "Like atan" kişi, çoğu zaman bir gün "like alan" konumuna geçmek ister veya geçer. Attığı like'lar, bir nevi "bugün bana yarın sana" mantığıyla işler. Bir arkadaşınızın gönderisini beğenirsiniz, o da sizinkini beğenir.

    Sosyal Sözleşme: Platformlarda gizli bir sosyal sözleşme vardır: "Eğer sen de beni beğenir ve içeriklerimi takip edersen, ben de seninkileri beğenir ve takip ederim." Bu, özellikle küçük hesaplar ve arkadaş grupları arasında belirgindir.

    Güç Dinamiği: Bu ilişkide, like alan kişi genellikle daha fazla sosyal güce sahiptir çünkü ilgi odağı odur. Ancak, like atan kitlenin toplu gücü (bir gönderiyi patlatma veya görmezden gelme gücü) asıl belirleyicidir. Güç, aslında kitlenin elindedir ama kitle bunun farkında olmayabilir.

Sonuç:

Günümüzün dijital iletişim sahnesi, bu iki rol arasında sürekli ve hızlı bir geçişe dayanır. "Like atan", seyirci, destekleyici ve topluluğun bir parçası olarak var olurken; "like alan", içerik üreticisi, ilham perisi ve odak noktası olarak var olur. Her iki rol de, diğerinin varlığına ihtiyaç duyar ve bu karşılıklı bağımlılık, modern sosyal medya ekosisteminin temelini oluşturur. Bu durum, hem derin bağlantılar kurmamızı sağlayan bir sistem hem de psikolojimiz üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken önemli etkileri olan bir süreçtir.

Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Schrems, 06.09.2025

Gemini, DeepSeek ve Raşit Tunca

18 Ağustos 2025 Pazartesi

Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?

 


 


Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?

1. Quantum Fiziği Nedir?

Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.

2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği

    Klasik Fizik (Newton, Einstein):

        Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.

        Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.

    Quantum Fiziği:

        Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!

        Kesin sonuç yok, olasılıklar var.

        Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).

3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları

a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)

    Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.

    Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!

    Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).

b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)

    İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.

    Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.

c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)

    Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.

    Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.

d) Kuantum Tünelleme

    Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!

    Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).

4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?

    Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.

    Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.

    Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.

5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?

Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.
Özetle:

✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.

Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:

1. Duyguların ve Seslerin Frekansları

a) Duygular Enerjidir!

    Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.

    Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:

        Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.

        Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).

b) Sesin Gücü

    Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.

    Örnekler:

        432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.

        Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.

2. Doğadaki Işık ve Frekanslar

a) Güneş ve Biyolojik Ritimler

    Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:

        Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.

        Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).

        UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.

b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)

    Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.

    İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.

        Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.

3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi

a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı

    Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.

    Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.

        Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?

b) Düşüncenin Enerjisi

    Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.

        Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.

c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular

    Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?

        Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).

4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?

a) Placebo Etkisi

    İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.

b) Niyet Deneyleri

    Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).

c) Pratik Çıkarımlar

    Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.

    Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.

Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç

    Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.

    Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.

    Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.

    "Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein

Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!

Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.

1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi

    "Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.

    Neo’ya öğretilenler:

        Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.

        "Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.

    Quantum fiziği bağlantısı:

        Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.

2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)

    "Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)

    Temel öğreti:

        Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.

        Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.

    Mistik deneyim:

        Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.

3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"

Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.
Ortak Mesaj:

✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik

    Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):

        Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.

    Meditasyon & Zikir:

        Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.

        Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.

5. Pratik Hayata Uyarlamak

    Farkındalık (Mindfulness):

        "Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.

    Niyet Gücü:

        Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.

    Sevgiyle Bakmak:

        Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.

Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?

    Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.

    Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.

    Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."

    "Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,
    Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi

#############

"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."

###########

Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.

Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu

İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.

1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?

Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.

    Yaratılışın Amacı:

        Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.

        İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.

        Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.

    Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:

        “İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)

        “Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)

2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?

İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.

    Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:

        “Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.

        Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:

            Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)

            Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)

        Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.

    Zıtlıkların Dengesi:

        Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”

        Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.

3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?

Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.

a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı

    Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).

    İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.

b) Kötülüğün Cazibesi

    “Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.

    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)

c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr

    “Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)

    Kıyamet alâmetleri:

        “Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)

        Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.

4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?

a) İmtihan ve Hür İrade

    “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)

    Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.

b) Hikmet ve Adalet

    “Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)

    Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.

c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem

    “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)

    Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.

5. Mümin Nasıl Davranmalı?

✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi

Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:

    “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)

İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.

  "Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ

Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.

Kaynakça (Önerilen Eserler):

    Kur’an-ı Kerim

    İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet

    Mevlânâ, Mesnevî

    Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an

Not: Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.

Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca ve DeepSeek

Schrems, 08.07.2025

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında

  Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında Hazreti Muhammed’in (Sallallâhu Al...